26 Ocak 2010 Salı

MUSTAFA SARIKAŞKOL !!!




Location : Sevgili Şakir Eczacıbaşı'nın cenazesi
Egzantrik insan : Mustafa strikes back !
Kaşkol : Sarı
Kıssadan hisse : Ayıptır...

22 Ocak 2010 Cuma

HEM BALIK YEMEK HEM DANS ETMEK !



- Benimle dans eder misin : )))
- Edemem, ellerim balıklı...
- : (((

SİGARAYI BIRAKMA SÜRECİM ...


BIRAKAMADIM...

21 Ocak 2010 Perşembe

NATE ROBINSON'A AÇIK MEKTUP ( AN OPEN LETTER TO NATE)



DEAR NATE,


PLEASE DONT SLUM DUNK THIS YEAR. ENOUGH IS ENOUGH...


BEST REGARDS,

T&T



SEVGİLİ NATE,

DUYDUM Kİ GENE SMAÇ YARIŞMASINA KATILACAKMIŞSIN DOSTUM. AMA YETER Dİ Mİ? KAÇ SENEDİR ÇEKTİĞİMİZ YETMEDİ Mİ SENİN ELİNDEN OLM. HAKARET ETMEK İSTEMİYORUM, KISA BOYLUSUN ALINIRSIN ŞİMDİ. AMA DOSTUM ORASI NBA SMAÇ CONTEST YANİ. SEN SÜREKLİ UZUN EŞEK OYNAR GİBİ Bİ HAREKETLER. SONU NORMAL SMAÇLA BİTEN ABİDİK GUBİDİK HAREKETLER. TOPU ORTA SAHADAN PANYAYA FIRLATIP YAKALAMAYA ÇALIŞARAK 857 DENEME. OFFF ŞİMDİDEN İÇİM SIKILDI. MİLLET SENDEN KURTULMAK İÇİN GEÇEN SENE HİBE ETMİŞTİ KUPAYI SANA AMA SEN HALA HIRSINDAN PARKEYİ KEMİRİYON Bİ DAHA KATILIYON. SENİN YÜZÜNDEN GEÇEN SENE GÜZELİM RUDY FERNANDEZ İ ELEMİŞLERDİ. YETERİ BİLİRSEN YETER!!! KATILMA! EĞER KATILIRSAN OKAN BAYÜLGEN DE KATILACAK! ŞEYTAN DİYOR VER SENİ LEBRON UN ELİNE TOP DİYE SMAÇ BASSIN SENİ! ÖYLESİNE TİKSİNDİM OLM SENDEN! PİS HERİF! HAYVANÖKÜZÜ!
SEVGİLER,
T&T

17 Ocak 2010 Pazar

NBA OYUNCULARINA KONUT ÜRETECEK TOKİ'YE UYARILAR !!!


NBA oyuncularının oturduğu evler epey kafamı kurcalıyor son dönemde. Misal Lebron James. Adam evinde bi Pazar sabahı kalkmış yüzünü yıkamış çocukları da buna "buba buba" diye koşuşuyor. Herif kolları açıp "come to daddy madıfakırs" dese o koridor nerden baksan ne genişlikte olması lazım kim bilir? Yoksa bizdeki koridor genişliği olsa zaten çocukları bırak Lebron koridora girse herkes gelir buna çarpar. Kollarını da açamaz. Omuzları mıh diye oturur koridor sınırlarına. Şu an tam bilemiyorum ama belki de Lebron koridora sıkışıp mahsur kalır. Bu durumda Lebron sinirlense koridora biraz mukavemet gösterir ve omuz başları koridor duvarlarını patlatarak misafir yatak odasına girebilir. Bu da hoş olmaz. Bir Pazar sabahı kimse evinin duvarlarını kırmak istemez. Bu durumda Lebron ve benzerlerinin rahatça kollarını açıp küçük madıfakırlarını kucaklayabilmesi için 5 metre genişliğinde bi koridoru olan ev 3 oda bi salon olsa 800 metrekare olması lazım. İnanılmaz bir metrekare bence. NBA oyuncularının evleri minimum 800 metrekare demek ki.
Hele ki Shaq a oldukça geniş 3+1 140 metrekare evi göstersen dostum bu ne der. Yere yatıp kollarını ve bacaklarını hızlı bir şekilde açsa evde kim var kim yok yere düşer. Ya da Shaq evinde kızına kına gecesi yapsa nasıl olur hiç düşünemiyorum. Tıklım tıkış bi ortam, oynamak istemeyen ve son derece haklı olarak yerim dar diyen bir dev kalçalı zenci gelin. Ve de diğer kalçalı kankaları. Arka arkaya dizilip dizlerinden hafifçe bükerek o devasa kalçalarını dışarıya pörtleterek altlı üstlü bi çalkalamaya kalksalar, bu salon en az 450 metrekare olması lazım. Rezaletin bir diğer adı.

Ya da Lebron bizim eve misafirliğe gelse, yatıya kalsa adamı anca salonda uyutabiliriz. Yer yatağı ama evde ne var ne yok bu yer yatağının inşaasında kullanmam lazım. Üstüne üstlük yine de mutfakta yürürken Lebron'un ayaklarına takılıp düşebiliriz. Olmaz olsun böle misafir. Evime sokmam bu NBA cileri. Adam acıksa kahvaltıda 25 yumurta yer. Çay demleyip sürahide teslim etmem lazım ellerine sıcacık. 2 kilo kaymak, 1 kilo bal. Öğle yemeğinde bi kazan çorba, 3 kuzu, 4 marul, 8 roka. 21 soda. Akşam yemeğine param kalmaz : (

Sözün özü NBA yörelerinde residance işine girecek TOKİ yi uyarıyorum buradan. Yapmayın, etmeyin. Ya da ayakkabılık diye girin piyasaya, residance diye değil. O zaman hoşlarına gidebilir. Sevimli, sıcacık bi ayakkabılık. 1+1 Nate Robinson, 2+1 Baron Davis, 3+ 1 Lebron James, 4+1 Shaq ayakkabılıkları. Kevin Durant de 4+1 alır gelecek sene de giyerim diye. Hem de akıllı ayakkabılık. Güvenlikli, site içinde. Otopark ve asansör boyutlarına hiç girmicem çünkü olacak şey değil TOKİ...




16 Ocak 2010 Cumartesi

KAYIP EBEVEYN İLANI ...


PET ŞİŞELER DOĞAYLA UYUM İÇİNDE DEĞİL VE ZARARLI ...


Mis gibi 46 numara sandalet hem de 2845 yıl boyunca doğa kaybedemez onu. Ömürlük. Damacanalardan da döpyes yapılabilir ya da ters çevirip tabanını da kesersen şarap kadehi.

ÖMER ÇELAKIL YİNE BİLDİ !!!


Sevgili Ömer'i tanımayan yok ve yine bildi ama bu kez haberi yok. Çünkü ben geçenlerde yine hayretler içerisinde kendisini dinlerken sevgili Ömer Çelakıl'ın saçının şifresini çözdüm ve açıklıyorum. Öyle ya adamcağız şifre içinde kaldı bizim için. Bu kez de ben ona bi şifre hediye ediyorum. Hatta bu şifremi aniden önüne koyduğumda verdiği tepkinin de resmini çektim sizin için. Please find above. Çok sevindi. Peynir diyerek sevindi ingilizce. Neyse şifremi açıklıyorum !!!
Sevgili Ömer'in saçlarının şekli, Hz. Musa'nın Kızıldenizi ikiye ayıracağının şifresidir !!!
Tarihi inceledim ve gerçekten de ayırmış. İnanılmaz ama şifre.

TÜRKLERİN VİZESİ KALKTI !!!


Ruslar hem siklerimize vize ismini takmış hem de kaldırıyor dostlarım. Tüm yurtta şenlik ateşleri, tüm yurtta halay. Vizesi kalkan tüm gençlerimiz şimdiden gugıl örtden şehirler kasabalar bakıyorlar yerleştirmek için kendilerini. Dün sabah bizim mahallede tüm erkekler sevinç içinde tokalaşıp öpüştüler, birbirlerini tebrik ettiler, vizelerini tokuşturdular. Marketlerimizde bal kalmamış.

Ben diyorum ki zamanında Rus kızlarının resimlerini gösterselerdi bizim dedelere resmen sosyalist olurduk anında. Yemişlerdi o zaman Sam amcayı da Marşal yardımlarını da. Çünkü biz vizemizin doğrultusunda giden bir milletiz, kim vizemizi kaldırır ona gireriz ve o yüzden hafif sağa yatık kanımca rotamız. Bye for now...

12 Ocak 2010 Salı

AVM LERİ DİNLİYORUM GÖZLERİM KAPALI...


AVM leri dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir % 30 indirim başlıyor
Yavaş yavaş satın alıyorMüdürler, müdür yardımcıları;
Uzaklarda, çok uzaklarda,Starbucksların hiç durmayan isim çağırmaları
AVM leri dinliyorum, gözlerim kapalı
.
.
AVM leri dinliyorum, gözlerim kapalı
% 50 indirimler geçiyor, derken
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık ortadirekler iniyor mağazalara.
%70 indirimler geliyor dalyanlardan
İşçiler kımıl kımıl artık, memurlar, emekçiler.
Bir kadının Nine West’e giriyor 36 numara nasırlı ayakları
AVM leri dinliyorum, gözlerim kapalı
.
.
AVM leri dinliyorum, gözlerim kapalı
Serin serin Kanyon
Cıvıl cıvıl İstinye Park
Mini etekli kadınlar dolu dükkanlar
Pos makinalarının sesleri geliyor kasalardan
Güzelim indirim rüzgarında emekçi kokuları
AVM leri dinliyorum, gözlerim kapalı
.
.
AVM leri dinliyorum, gözlerim kapalı
Başımda eski Nişantaşının sarhoşluğu
Loş sokak mağazalarıyla
Dinmiş vahşi kapitalizmin lodoslarının uğultusu içinde
AVM leri dinliyorum, gözlerim kapalı
.
.
AVM leri dinliyorum, gözlerim kapalı
Bir alışveriş duayeni geçiyor önümüzden
Ellerinde çeşit çeşit markalarla dolu çantalar
Bi kafası görünüyor çantaların ardında
Küfürler, şarkılar, hip hoplar, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere
Bir ürün olmalı
AVM leri dinliyorum, gözlerim kapalı
.
.
AVM leri dinliyorum, gözlerim kapalı
7 parça ürün çırpınıyor ellerimde
Alnım sıcak mı, değil mi, biliyorum
2 saattir kasada sıra bekliyorum tansiyonum düştü.
Satın aldığım ürünlerin modası geçmek mi üzere,
Dudaklarım ıslak mı, değil mi, biliyorum
Beyaz bir kasa doğuyor önümdeki müşteri de gidince
Kalbimin vuruşundan anlıyorum,
Sıra bana geliyor.
AVM leri dinliyorum.

Not : Merhaba şiirle golden şat yapan kapitalizm düşmanları! Şiirlerin içindeki sessiz harflerle en güzel hülyalara sürünen, sesli harflerle coşkulu sesler çıkaran mahluklar, emperyalizmin tek dişi kalmış ensesine bir at başı gibi sokulup tokadı yapıştıranlar! Ben geldim. Ve gelmemle şiirimin sizleri yerle bir etmesi an meselesi oldu. Hercü merç olmuş insan yığınlarına elimi uzatmak adına şiirimin açıklamasına geçelim. Bu şiirimde yine her zaman olduğu gibi üzerimize bir karabulut gibi çökmüş olan alışveriş çılgınlığıyla savaştım. Yer yer yenilmek üzere gibi görünsem de galibiyet yine emekçilerin oldu. Şiirlerimde bu duygusal gelgitleri yaşamayı ve yaşatmayı çok seviyorum. % 70 gibisi yok. Şiirimin en çığır açıcı dizesini seçmekte ise zorlanmakla birlikte, elimde olmadan 17 inci dizemi seçiyorum. 17 inci dizem bence resmen bir çığır. Artık şiir eskisi gibi olamaz çünkü 17 inci dizem yazıldı artık. 17 inci dizemin karşısına İsrail başbakanı otursa ancak bir taburede oturuyor hissiyle oturur hatta yere oturur bağdaş kurar, şaplak çalıp türkü söyler. “Cıvıl cıvıl İstinye Park” bu dize çok eklektik ve döngüsel. Kendi başını yiyen bir çıyan. Ve bu çıyanı sizin için ellerime alıp tek tek çözümleyeceğim. “Cıvıl” kendi başına zaten enerjik bi kelime. İçinde naiflik ve serzeniş barındırıyor. İkileme yaptım ki daha da enerjik olsun. Çünkü bir devrim ancak “cıvıl cıvıl” olabilir ya da doğa. Burada ne demek istediğimi anlamayanlar kahrolsunlar. Çünkü insan doğasına en yakışan devrimdir dostlarım. Bir emekçinin nesi var 2 emekçinin sesi var ve bu ses cıvıl cıvıldan başkası değildir. Bu sesler genelde 1 Mayıs meydanlarında ya da çeşitli hak taleplerinde tüm emekçilerimizin minik sevimli ses tellerinden ovalara yayılır. Bu muhteşem dizenin içinde bir adım daha atınca karşımıza “Cıvıl cıvıl İstinye” çıkıyor. İşte düşünün dostlarım daha o zamanlar kapitalizm yoktu. Ağaç vardı sincap vardı kuş vardı. Cırcır böceği vardı ve bunların hepsi İstinye’nin muhteşem doğasında yaşıyordu. İstinye bir zamanlar botanik parktı. (Korkunçtur yalnızlığımız, bir oyun oynanır oyalanırız, orman değiliz artık, milli parkız.) Ve bu doğal İstinyenin içinde doğaldır ki bu canlılar yaşarken sesler çıkarırdı. Ve bu toplu ses cıvıl cıvıldır. Cıvıl cıvıl İstinye. Bu betim beni bitirdi : ((( Doğanın bu muhteşem minik canlılarının armonisinden, emekçilerin seslerine gönderme. Mamafih mola vermenin, üzüntülere gark olmanın sırası değil zira dize incelemeyi bitirmek durumundayım. Ve muhteşem final : “Cıvıl cıvıl İstinye Park”. Park ne demek a dostlar? Park şehir içlerindeki doğal hayatın simulasyon alanlarıdır. Kente sıkışmış, yabancılaşmış kentsoyluların (d)evrim öncesi hayatlarını bir nebze de olsa soluyabildikleri minik alanlar. Misal Central Park. Ve evet dostlarım kimse unutmasın ki İstinye Park denilen bu devasa kütle, kapitalizmin motorlarından biri olan bu heyyula yapıyı minik elleriyle binlerce emekçi amele inşa etmiştir. Kimisinin teri kimisinin gözyaşları harç olmuştur şapına betonuna. Hazır beton emekçileri yok sayan bir zihniyet. Alçıpan ve hazır betonlara hayır diyoruz yeri gelmişken. Mala gibi yar olmaz. Çünkü hepimizin gideceği yer güneydeki küçük bir balıkçı kasabasıdır. Ve orada işte kerpiçten evimize yama yapmak için maladan başka bir şey ihtiyaç duymayacağız. İşimiz bitince espressolarımızı yudumlayıp denize bakıp gülümseyeceğiz. That was a good life deriz belki kim bilir. Hoşçakalın sevgili şiirin memelerine yumulmuş primitif varlıklar. İyi emin, iyi emin ki güçlenin. Şiirin meyvelerini kaçırmayın. Isırın hoyratlar, koparın o memeleri. Koparın ki aç kalın gözü dönmüş sapıklar. Şiirden bi haber gerzek orduları ölün geberin açlık içinde, kendi kusmuğunuz içinde, başı koparılmış altın yumurtlayan tavuğun cansız bedeni elinizde!! Merhaba !

11 Ocak 2010 Pazartesi

GREGOR SAMSA


Gregor Samsa o sabah uyandığında bütün vücudunda devcileyin izler bulur. Biraz inceleyince bedeninin her yerinde çarşaf izleri olduğunu görür. Yastığındaki salya izlerinden de anlar ki dün gece çok iyi uyumuştur. Derhal gerinirken bu kutlu anı görebilmek için aynanın önüne geçer ve işte o an yıkılır. Yüzüne kaş göz çizmişlerdir. Gregor kederinden sigaraya başlar. Ne kadar kederlense de yüzündeki gülümseme silinmez ve keldir. Sigaradan esaslı bi nefes çeker...

İNSANLARIN BAZI YÖNLERİNİ AÇIKLIYORUM!!!

İnsanımız çok garip. İnsanımız derken dünya gezegeninden bahsediyorum. Böyle geziyoz ortalarda, birbirimize bakıyoruz felan. Tenimiz bronzlaşınca birbirimize daha çok bakıyoz, beğeniyoruz bronz olarak akjlshdlkjasd Ne saçma lan! Tenimiz bronz olunca herkes kendini bişi sanıyo. Gözlerini kısıp cool cool bakıyor ortalığa. Ten beyazsa herşey normal, ten bronzsa ortam değişiyor. Ama tişörtle bronzlaşınca da taşşak geçiyoz kljahsdklasd Bence baya saçma




Bi de olduğumuz yerde haykırarak, koşu bandına çıkıp danalar gibi koşup terliyoz. 82 kilometre koştum diyor bi de ayı. lkasdkjhaskdlj Nereye koştun götüm. Bandın üstünde hamster gibi gezindin durdun 1 saat. Bi yere gidemedin. 82 diyor hala. Garip...


Uçakla bir yere giderken bazılarımızın ödü patlıyor lkajhsdlkjhasdkl Niye lan? Kan basıncı bombe yaptırıyor beyne. Geçici bir süre deli oluyor. Misal bugün metroda adamın birini gördüm kulakları ve elleri beyaza kesmişti. Yüzü kıpkırmızı olmuştu, gözleri kapalıydı, takım elbiseliydi. Ve bembeyaz parmaklarıyla bir saniye bile durmadan sertçe alnına vurup durdu. 2 durak boyunca hiç durmadan gözlerini açmadan parmaklarıyla alnına vurdu. Adamın alnı morardı darbelerin etkisinden. Metro durdu, adam durmadı. Ben indim adam inmedi. Alnına vurmaya devam etti.


Sonra bi de bir yerlerimiz kırılıyor bazen lkajsdhlkajhsdk Çokça kalbimiz kırılıyor. O ne lan öle? 2 ay alçı takıp bekliyoz kırığın iyileşmesini. Normal olarak ormanda olsa bu şeyler ne biçim de yerler bizi. Sırtlanlar kikir kikir kemirirler götü kulağı şerefsizim. Kırık mırık kalmaz o zaman ortada kikikikiki


İnsan dolunaya bakarken ayağı bile kırılabilir misal benim : (((

7 Ocak 2010 Perşembe

BUNDAN BÖYLE BANKADAKİ PARALARIMI HER GÜN SAYACAM!


Geçen mevduatlarımın durduğu ismi lazım değil bir bankaya gittim. Dedim paramı verin derhal. Ok dediler ve 2 saat bekledim. Meğer ben 10 dakka bekleyip içim geçmiş. Bi uyandım asabiyim. Verin lan paramı yeter dedim şu saate bak kaç olmuş lan. 67 ydim ben 116 olmuş hala burdayım lan! Beyefendi şu an için bireysel bankacılık portföycülerimiz paranızı hazırlıyor. Nerdeler lan bunlar dedim 2 saat oldu be hayvanöküzleri diye şubeyi çınlattım. Ürktüler. Hemen gösterdiler bireyselcileri. Dikildim başlarına çabuk bulun paralarımı dedim sonra da bana verin. Arıyoz beyefendi şu an, vericez dediler. B likit fonların arasına karışmış zair arıyoz dediler. Yoksa paralarımı kayıp mı ettiniz lan dümbükler diye çıkıştım. İnanılmaz aldatılmış hissediyordum kendimi. Cevab veremediler. Kafamı geriye doğru atıp gözlerinin içlerine baktım. Gıdımı öne çıkardım bi süre. Genç ve gayretkeş bankacılar bir süre bana bakıp işlerinin başına döndüler. O an param olmadığı için bi simit alıp kemirmeye başladım başlarında. Bankacılık da amma zor işmiş ha dedim. Şu hallerine bak yeni mezun işletmecilerin. İyi arayın oraları dedim. Paralarımı bana verecekleri anı hayal edip karperimden büyük bir ısırık alıp gülümsedim : )))

CANSIN EN CANSIN! TÜRKÜ MARKETLERDEN ISRARLAYIN!


Bear Stalkers,

When I was gone what did you do lan keranacılar? Well you just sit there. Ama ben kendime yeni bir kanka buldum. Adı da hürriyet.com.tr. Süper birisi ve de çok komik. Evet itiraf ediyorum bir web sistesiyle sohbet ediyorum artık. En önemli kankam kendisi. Geçen diyo ki bu ünlüyü tanıdın mı? ah ah ah bi bakıyorum hiç tanıyamıyorum. Kim lan bu gözlüklü kertiş tanıyamadım olm hürriyet.com.tr diyorum. aaa sen çık teoman. Çok piçsin lan diyorum. Yok diyor gel bu vidyoyu izle. İzliyorum, altıma pisliyorum. İnanılmaz bir dost. Sevecen. 24 saat orda beni bekliyor ve ful pansiyon.

Neyse epey oldu. İnterneti çok düşündüm yokluğumda. Acaba dedim internet nası bi yer? Gerekli mi? Ne yapıyoruz biz ikide bir internete girip? Sonra da çıkıyoruz. Madem çıkacaz niçin giriyoruz? Ama sonuçta öleceğimizi bildiğimiz halde yaşıyoruz. Gülüyoruz felan. Of ne tatlı bu çinekop deyip yiyoruz. Sonra ne oluyor pisliyoruz çinekopu. İnanılmaz kötü kokuyor çinekoptan arta kalanlar. O güzelim rokaları tanıyamazsın çıkışta. İnsan demek ki güzel olan ne varsa boka çeviriyor. İşte bunları düşündüm yokluğumda. Yarraamı bunları düşündüm. Şu an uydurdum. Ne sikim şeyler lan bunlar? Bunları niye düşünim. Mad men i düşündüm. Çok iyi. Paso sigara paso içki paso pompa. İşte kariyer diye buna derim. Sonra Lost u düşündüm. İşte loser olmak buna denir. Kariyer felan yok. Mal gibi ortada gez dur. Abuk subuk olayların içinde. Kumsal felan, mağaralar. Ayakların kum içinde bin türlü kepazelik. Amına koyim ben böle hayatın.

Sonra da neyse işte şimdi ben yazılara başlıcam yani. Geldim.

Hülasa I'm back biçız! Fayn en you?


Not : Çünkü herkes geri dönmüş. O yüzden ekşi sözlük'e de geri dönmek için ssg ye mesaj attım, cevap bekliyorum. O da eski önemli kankalarımdan. Bakalım ne cevap verecek : ))))


18 Aralık 2009 Cuma

: )

: ))

; )

11 Aralık 2009 Cuma

IMF İLE MASAYA OTURMASI GEREKEN TAKSİ ŞOFÖRÜ


Geçenlerde bir taksideyim çünkü taksiye binmeyi seviyorum. Muhabbet ediyoruz niyeyse, taksici konu nereden oraya geldi tam hatırlamıyorum ama kredi kartı mağdurlarından bahsediyordu ve aniden sakin sakin konuşmayı kesip dedi ki ;

- Abi bu kredi kartı mağdurları var ya hepsini domaltıcan, bi güzel sikicen.
- lkajsdkjhaslkdjhlkasd
- Yok gülme abi valla bak bi güzel sikicen bunları bak bakalım ondan sonra kredi kartı mağduru olur mu?
- Yahu ne dedin sen şimdi? O nası iş öle lkajhsdjhalksjd
- Amına koduklarım ne Cuma bilirler ne yatsı anca mağdurlar! Domaltacan bunları!

Gördüğünüz gibi ülkem insanı ekonomik krizden birbirini sikerek çıkmaya çalışıyor...

22 Ekim 2009 Perşembe

KAR PAYIYMIŞ !!!

Merhaba beybs. Beni soracak olursanız yaraktan hallice kürekten kötüceyim. Yani mükemmele çok yakınım. Ya siz nasılsınız diye sormayacağım çünkü baa ne olm alla alla. Mis gibi evinizde internete girip, o site senin bu blog benim gezip tozuyorsunuz işte. Demek ki canınız sıkılıyor. Canı sıkılan adamın hali vakti yerindedir, keyfi gıcırdır. Kendine meşgale arıyordur. Demek ki hepiniz bir dağ keçisi kadar iyisiniz. O yüzden geçelim bu martavalları.

Açılımlar nasıl gidiyor ama? Bence gayet güzel, herkes açılsın. Yazlıkta Burhan amca vardı bizim, sürekli açılırdı denizde. Sürekli açıldığı gibi kafasına da hep beyaz bir şapka takardı denize girerken. Burhan amca her açıldığında, biz de oğluyla sahilden çok çok uzaklarda bir beyaz şapka silüetine bakarak "Oha bak Burhan Amca" derdik. Oğlu da tam gerzekti, babasına amca derdi. Oysa orada görünen tek şey beyaz bir şapka zannıydı, Burhan Amca'nın olması gereken ama biz onu Burhan Amca zannederdik. Belki de köpüren bir dalga kırılımıydı. Çok sevinirdik. Bu açılımlar da Burhan amcanın şapkası gibi. Uzaktan görünen, beyazca. Umarım bu beyaz şapka da yaklaştıkça Burhan Amca olur. Yalnız fazla da açılmamak lazım gelir zira bu topraklarda genelde yüzme bilinmez. Her yaz boğulan boğulana. Umarım Yıldırım Demirören de tez zamanda Fenerli olur.

Hayattan o kadar sıtkım sıyrıldı ki artık bir konu üzerinde 2 dakkadan fazla duramıyorum zira konunun anlamı kayboluyor. Ben bir konuyu düşünmeye karar verdiğim anda o konu anlamını yitiriyor. Konuları düşünmek ciddiyet istiyor ama hayat ciddi olabilmek için o kadar kısa ki. Bize müsaade etmiyor hayat, geçip gidiyor, ciddi olamıyor insan çünkü bir sürü konu var çünkü çok fazla konu var. Hangi biri üzerinde ciddi olalım ki? Zaman yok. Misal ne zaman birisi birine seninle ciddi düşünüyorum dese derhal davullu zurnalı oynama halinde piste çıkıyorlar. Gerdan kırıp, göz süzüyorlar, halay çekiyorlar. Demek ki kimse ciddi olamıyor. Ciddi olmak ne garip bir şey. Bence ciddi görünen insanlar sadece aşırı yetenekli insanlar. Kimse anlamıyor onların rol yaptığını. Kimse anlamayınca bu kez de ciddi insanlar rollerine o kadar kaptırıyorlar ki kendilerini bu kez de gerçekten de ciddi sanmaya başlıyorlar kendilerini. Ve başlıyorlar kararlar vermeye çünkü ciddiyet karar mekanizması gerektiriyor. Ciddi adamlar kararlar verir. Kararsızlar ise her daim pasta dışı gösterilirler, ciddiyetsiz bulunurlar. Yani bir taraf olmayanlar bertaraf olur. Ne laf ama!!! İlla bir taraf olacağız yani. Hay amınıza koyim ben sizin. Dünya üzerinde biz doğmadan önce doğmuş insanların bulduğu her hangi bir fikir kümesini özümsemek ve kabullenmek zorundayız. Olaya bak!? E belki gelmemiş, daha doğmamış benim adam? Belki benim o adam? Bu adamların da amına koyim ben. Bence tüm insanlığı bir yüz sureti olarak düşünürsek bu adamlar bence sivilce. İçlerinde cerahat var, irin var. Bunları güzelce sıkıp temizlemeliyiz yüzümüzü. Adam gibi yaşayıp siktir olup gitsenize? Yok bin türlü fikirler, sistemler, yaşam kuralları, inanç sistemleri kurmuşlar sik kadar hayatları içinde. Ulan 70 yıl yaşayıp ölen saçma sapan canlılarız işte! Nedir yani bunu kabullenememek? Ne anlatıyon bana nasıl yaşamam gerektiğini? Sana ne istediğim gibi yaşarım. Benden önce geldin diye ne lan bu tertipçilik? Anlamın yok işte ibne. Dünya bile 5 milyar yıldır var. Bu bile kafi. Evreni anlatmayacağım bile. Yani boşu boşuna anlamlandırmaya çalışma 70 yıllık zavallı mevcudiyetini. Yok işte devamı! O kadarsın. Yok işte öyle geçmişi, şimdiyi ve geleceği içine alan bir yapı. Gerek tarihsel, gerekse metafiziksel anlamda. Yok. Olamayacaksın onun bir parçası. 5000 yıl sonra kim sikleyecek seni mal? Ama yok işte kimse dinlemiyor bunları yani bunları derken bu anlattıklarımı diyorum bunları derken. İlla ciddi olacan yani yoksa kimse sikine takmıyor seni. Kendin bile. Ciddiyet aranıyor her daim. Ve ciddiyet de illa ki karar verip bir fikre tutunmakla oluyor. Bu kez de tutarlı olanlar baş tacı ediliyor. Ciddiyet evresi geçti. Şimdi tutarlılık zamanı. Tutarlı olmak ne demekse. Mankafa, hödük ve tutucu olmak yani. Susmak nedir bilmemek. Biz var susmak nedir bilmemek. Takımına tezahürat yapan mükemmel bir Kızılderili taraftar topluluğu gibi bu, susmak nedir bilmemek. Ben var susmamak.

İnsanlar sürekli konuşuyor. Oysa konuşmanın hiçbir önemi yok. Önemli olan yaşamaktır. Pek sevgili Hakan Günday’ın da dediği gibi “teorinin anasını siken pratik” müsaade etmez konuşmanın yaydığı enerjinin etrafa yayılmasına, ortamı domine etmesine. Aslolan yaşamın kendisidir. Sen istediğin hikayeyi anlat, önemli olan yaşadığındır. Aslında herkes konuşmadıklarıdır, anlatmadıklarıdır, yitirdikleridir. Önemli olan önemi olmayanlardır. Bir sıcak çaydır bazen her şey bazen de paradır. Hahhaha Para nerden çıktı di mi? Para işte tüm hepimizi bu hallere düşüren. Misal para olmasaydı hiç birimiz şu an bu modemlerle bir yerlere bağlanıp milyarlarca web sitesinin içinde bi yerlerde kendimizi tanımlamaya çalışıyor olmayacaktık. Anlattırma bana şimdi, iyi düşün bulacaksın nedenini. Misal parası olmayanın internet bağlantısını keser Türk Telekom. Para yüzünden dört duvar bir yerlere tıkılıp akşama kadar yapmak istemediği işleri yapıp, öğrenmek istemediği dersleri öğrenip konuşamayan, yaşayamayanlar gece olunca nete dalıp yaşamaya, varolmaya çalışıyor. Aman neyse...

Şimdi gelelim yazının ana fikrine. “Biz böyle ne yapıyoruz olm? Hakkaten???”

Genç – ah ah ah ben daha 21 yaşındayım, sen ise 58 yaşındasın ah ah
Yaşlı – Ben 58 yıl yaşadım, sen nereden biliyorsun 37 yıl daha yaşayacağını?
Genç – ah ah ah ah

Netameli günler dileriz...

Not : Ünsal Hocam keyf içinde, nur içinde yat. İyi ki rastgeldik sana...

8 Eylül 2009 Salı

MOTORSİKLETE BİNENLER ASLINDA EŞŞEĞE BİNİYOR !!!

Evet motorcular resmen eşşeğe binip geziyorlar haberleri yok olm. Bi de böyle bi havalar felan. Motorsiklet olayının aslen eşeğe binmekle aynı şey olduğunu hiç düşündünüz mü? Sen zaten ne zaman düşündün ki yarraaam! İşin gücün babun gibi yaşa git. Düşün biraz aynı tarz binilir ikisine de. Zamanında asi olan atalarımız eşeğe binip hıphızlı gitmeye çalışırlardı. Canını sıkan olursa eşeğine çifte attırırdı. Tam piçti. Misal ben geçen sinir olduğum birinin etrafında motoruma göt attırmak sureti ile dünyayı dar ettim. Nereye kaçacağını bilemedi o an için hasmım olmuş hısmım. 360 derecede cehennemi yaşattım kendisine. Özür dileyip ağladı karşımda. Bazıları daha da asi olup eşeğe ters binerdi. Eşeklerle bir süre daha bu tip yaşadı atalarımız fakat baktılar eşek yeterince hızlı gidemedi bu kez ata bindiler. Eşek çapır at da kawazaki diyebiliriz bu durumda. Peki bu durumda grup halinde gezen çapır fanatiklerini neye benzetebiliriz? İhtiyar heyeti. Evet bi sürü eşeğe binmiş kanka olmuş atalarımıza. Hepsi de sakallı, atalarımız da sakallı. Herkes sakallı. Otlaklarda geziyolar tırıs tırıs. Bir sürü çapır park etmiş bi barın önüne. İnatçı mı inatçı eşekler.

Günümüz dünyasında ise artık motorun önünü kaldırıp geziyolar. Neden? Çünkü atalarımız eşeğin bi kere önünü kaldırdılar gördüler 55 santimi. Hiç hoş bi görüntü olmadığı için sanayi devrimini gerçekleştirdiler derhal. Ve önü kalkabilen, aynı zamanda makul ve daha da hızlı eşekler olan motoru buldular. Açıkçası ben motorize eşek derim motorsiklete. Misal eşekle bi yere gittiniz sonra da eşeğinizi kapıya bi yere bağlarsınız. Motorla gidince ne oluyor? Kilitle bağlıyoruz. Ne fark eder? Etmez. Aynı şey. Eşeğe binen kavuk takardı motora binen kask takar. Ne fark eder? Etmez. Eşeğe uzun süre binen pişik olur ve taşşakları zonklardı. Motora uzun süre binene ne olur? Aynı şey. Demek ki aynı şeyler bunlar. Eşeğe binen de neşelenir motora da. Büyükadada eşeğe binmişlerin güleç yüzlerine bakınız. Daha sonra da motora binmişlerin suratlarına. Motora binmek mutlu eder insanı. Bazı ergen gençlerimizin tek derdi motora binip neşelenmek misal. Eşek aaaiiii diye anırır motor wrooom diye anırır. Şekilsel olarak da aynılar dikkat et! Ön teker eşekte ön ayaklara tekabül eder. Motorun arka tekerleği ise eşeğin kalçası yahut arka ayaklarıdır. Eşek saman yemezse gidemez, motor da benzin olmazsa gidemez. Kız kaçıran atalarımız evin cumbasından eşeğin üzerine atlayıp kaçırırlardı kızları. Günümüzde ise Bruce Willis Pulp Fiction filminde motora balkondan atlar kaçırır. Misal bi eşeğe sıvı nitrojen dök ne olur? Motora döksen ne olursa aynısı olur. İkisi de ses çıkarmaya çalışarak sonsuzluğa karışır. Artık daha fazla misal verip haklı çıkmaya çalışmayacağım zira zaten haklıyım. Bazılarının eşek sikmek ile bağlantı kurmamı beklediğini çok iyi biliyorum. Ama daha çok beklersiniz zira eşek sikmek realitesinin konumuz ile hiçbir ilgisi yok. Çünkü o bir sapkınlık. Ben sapkınlıktan bahsetmiyorum. Normal normal anlatıyorum. Alakası yok. Ha tabi kalkıp motorunun egzozuyla cima eyleyen tanıdıklarınız varsa onu bilemem. Yazın bana onları da eklerim o zaman. Savım da güçlenir. Hayvan mısın nesin pis herif!! Tanıdıklarına bak motorunu sikiyor!!! Efendim? … Motor karı terimi mi ne peki? At gibi karı mı? … Allah belanı versin senin biç!!! Okuma lan blogumu sen! Hayırsız herif!


Son olarak söylemek isterim ki “El elin eşeğini türkü çığırarak ararmış” günümüz motorcularının türküleri ise rock müzik. Bu durumda rock müzik dinleyenler motor mu arıyor? Bilinemez. Bence çok tatlı izdüşümler bunlar. Netameli günler dileriz…

5 Eylül 2009 Cumartesi

GÜNEYDE KÜÇÜK BİR BALIKÇI KASABASINDA YAŞAYAN TÜM BALIKÇILARI SİKMİŞLER !!!

İlk duyduğumda hadi lan ordan asparagas dedim haliyle lakin olayı bana anlatan yaşla dolu titrek gözlere zum yapınca anladım ki durum fena, anladım ki durum ciddi. İdrak ettim ki söz konusu tecavüzler realiteden de öte bir vahşet. Ertuğrul Özkök’ün hacda, insanlar şeytan taşlarken çantasındaki kaskını okşaması kadar sürreal. Orgazm sigarası içtilerse eğer Başbakan duymasın yalnız bu olayı fena yapar onları olm dedim. Hepsinin ceplerinden toplar sigara paketlerini şerefsizim deyip kahkaha attım. Baktım titrek gözler bana bakıyor dik dik. İyi ama kuzum kim ne istesin o küçük kasabadaki balıkçılardan? Yahut diyelim tamam istemişler ama hepsini sikmek ne demek kuzum? Ne istedin yurdumun çilekeş balıkçısından? Bu nasıl sapkın bir bondaj? Ağızlarına bilardo topu sokup kırbaçlamışlar mı peki balıkçıları diye sordum. Efendim anlayamadım dedi. Yine ağladı. Norveçli balıkçılar olmasın olm onlar? Elleri cillop gibi kremli ya onların dedim kahkaha attım. Baktım bu inliyor. Neyse dedim. Peki sen nerden duydun dedim bunu. Abi biliyorsun 40 yaşlarında güneyde sakin bir balıkçı kasabasına yerleşmek istiyorum ben dedi. Tatlı küçük bir Rum evi felan. Küçük bahçemde brokoli, enginar, kuş palazı felan yetiştirecem. Bi köy buldum iphone umdan internete girerek. Köyün muhtarının telefonunu da buldum. Önce sms attım. Cevap vermedi ben de aradım. Dedim sizin köyde residanslar kaç dölar? Balıkçı yatları ne kadara gidiyor? Yatırım uzmanımla görüşecem de dedim. Done topluyorum fizibilite raporum için. Sıkıldım bu kent hayatından be muhtar dedim. Muhtarın sesi titredi. Evladım sakın gelmeyin buraya. Nice koç yiğit balıkçıyı siktiler burada. Tam gelip yerleşiyorlar. Sabah uyanıp balığa çıkacaklar henüz tanımlayamadığımız bir grup tarafından balıkçılar sikiliyor. Kafalarına Rum evi tuğlaları ile vuruyorlar. Götlerine begonvil sokuyorlar. Gelme. Ya da gel sen bilin ama seni de sikerler dedi. Kahkahalarımdan deprem oluyor sanıp ürktüm. Derhal yere kapaklandım, bi yaşam üçgeni bulup sindim. Masanın altındaki dik üçgene girdim, oturdum yere. Ne yapıyorsun abi sen dedi sulugöz örtüyü kaldırıp. Masanın altından çıkıp, yerime oturdum. Dedim salak mısın olm sen kjashdlkjhasdkj muhtar seni keklemiş. Demek ki tiksiniyorlar sen ve senin gibilerden oralarda. Gelme diye uydurmuş adam işte. İnsanlar neden balıkçıları siksin olm yoksa? Aksjhdlkajsdj Yaşlı gözler iyice belerip titremeye başladı, Hentai kızlarının gözleri gibi oldu. İphone nunu eline alıp sinirle birini aramaya başladı. Telefonu çevirdi ve kulağına götürdü.


- Alo muhtar sen misin? Çok ayıp ettin bana karşı. Ne istedin benim tatlı hayallerimden. Ne güzel gelip yerleşecektim köyünüze. Balık avlayıp dertleşecektik hayat hakkında. Yok yok sen çok ayıp ettin bana. Ama bil ki beni yıldıramadın. Yarın sabah köydeyim. Gör bakalım el mi yaman bey mi yaman. Önümüzdeki muhtar seçimlerinde de bir numaralı rakibinim. Artı duydum ki eski muhtarları sikiyorlarmış bazı güney köylerinde. Bunu duymuş muydun? Buna ne diyeceksin bakalım?!! Ah ah ah. Efendim? Olabilir evet. Ben de ileride seçimleri kaybedersem evet… beni de sikebilirler. Ney? Senin ağzına sıçarım ha muhtar! Ne demek lan o? Sensin lan sikilme heveslisi orospğu çocu böhüüüüüü
- ajkshdkjahsdkjl lan dur kapat olm telefonu manyak mıdır nedir lkajhdlkjasd Lan sakinleş hahah hadi sipariş verelim? Ben ızgara çupra yicem. Sen?
- Çupra mı? Böhüüüğüüüüüüüü
- Alksjdhlkasjdkljasd Hay amına koyim senin ben e mi!! Garson ! Bi bakar mısın? Bize iki çupra. Çiftlik ver ama balıkçıların yakalamadıklarından olsun aksjlhdlkjahsdkj

1 Eylül 2009 Salı

BARLARDA SİGARA İÇİLMESİ BANA ÇOK KARŞI BİŞİİİ !!!


Lan arkadaşım?!!! Siz değil miydiniz "Rahatsız oluyoruz? Böğrüme üflüyorlar sikara dümanını! Sağlığım bozülüüü!! Rahat rahat bara gidip alkol içemiyecek miyim ben?! Kimsenin hakkı yok içime duman sokmaya!! Senin yüzünden meme kanseri oldum bak! " diyen. Eeeee? Biz içmiyoz artık işte? E peki neden barlar bomboş şimdi? Nerdesiniz olm siz amın düdükleri? Mis gibi dumansız hava sahası işte. Eğlensenize barlarda? Nerdesiniz siz? Neden bütün barlar fotodaki gibi? Pis herifler! İşiniz gücünüz karı gibi ağlamak. Devirsenize 70 likleri? Biz kapılarda kedi gibi içki içiyoz alt alta üst üste, siz ise nerdesiniz belli değil! İnşallah Amerika bombalar sizi...

29 Ağustos 2009 Cumartesi

O DENİZLERDE YAPTIĞINIZ DEVE GÜREŞİ NEDİR KUZUM?!!

Evet merhaba develer. Ülkemizdeki su sporlarını anlamak güç. Misal deve güreşi. Lan olm ne alakası var sizin o mücadelenizin deve güreşiyle??? Deve iki kişi mi? Hayır! Adam delikanlı gibi tek başına güreşiyor ve deve! Siz hem iki kişisiniz hem de deve değil! Alın işte gerçek deve güreşi budur.


Eeee? Neresi benziyor bunun sizin itişmelerinize? Bence benzemiyor. Benzemiyecek de uğraşmayınız. Hem cahilsiniz hem de enerjik. Aslında herkes adam gibi sevişse enerjisini sarf etmek için böyle abuk subuk işlere girmez. Yazık bu çilekeş halkıma : (( Bu kakışmanın adının deve güreşi olmasını protesto ediyorum. Derhal değiştirilsin bu isim. Al misal deve güreşi yaptığını sanan tipler.


Bu mu deve güreşi? Yazık... Böyle böyle kaybediyoruz değerlerimizi :(((


Yorumsuz bir mücadele daha. Adını sen koy. Bir tarafta güya deve olmasına ramak kalmış bir çift. Bir tarafta da deve olmak için can atan bi genç kızımız. İmrenerek bakıyor deve olmaya çalışan çifte. Kafasından "biri gelse de biz de deve olsak" diye geçiriyor...




Evet bunu niye koydum. Çünkü hemen kültürümüze hakaret etmeye çalışacak madıfakırlar çıkacaktır. İşin aslı öyle değil işte. Buyrun deve güreşi yaptığını sanan Cisse ve Samir. Hem de ecnebiler! Camel Trophy diyolar hem de! Şeym on yu size de. Demek ki insanımız deve olup güreşmek istiyor bilinçaltında. (İnsanımız derken dünya gezegeni bazında konuştum Haktan abi: ))) Götün yiyorsa gerçek deveyle güreş Cisse!!!


Yazık ki ne yazık. Çocuk yetiştirecek bunlar bi de şu hale bak... Muhtar olacak, bakkal olacak. Nasıl olacak bu işler? Su sporlarında çok geriyiz hatta primitifiz. Denizde kelebek yüzüp, jet ski kullanacağı yerde, birbirinin götüne kafalarını sokup üstlerine atlayan bir nesil. Sanıyorum sözün bittiği yer...



Son olarak romantik develer. Yine güreş yine bi tıkanıklık. Halkımız ne yapacağını şaşırmış. Romantizmde de epey bi gerideyiz gördüğüm kadarıyla. Mum ışığında deve güreşi :(((

Hepinizi kınıyorum olm. Son olarak çok sevdiğim bir arkadaşımın sözü ile bitiriyorum. "Bugün gördüğüm en güzel deve sensin..."

26 Ağustos 2009 Çarşamba

BİZE ÖYLE BİR FEEDBACK GELMEDİ !!!


Feedback… Çağımızın en önemli kelimelerinden. Öyle ya önemli olmasa her toplantıda 55 kere telafuz edilmez. Feedback gelmeyen toplantıya ben toplantı demem lan!
Bana öyle bir feedback gelmedi
Bize gelen feedbackler doğrultusunda kotarıldı bu iş!
Ben asla böyle bir feedback vermedim!!!
Geçen bana bir feedback geldi, Allah seni inandırsın tanımıyorum!
Evladım dedim senin kimin kimsen yok mu? Sen kime geldin?
Sordum sarı feedbacke annen baban var mıdır?
Saat 14:00 de feedbackle toplantım var.
Bizim kuzen geçen elinde bi feedback çıkageldi ;
Abi tanıyor musun sen bu feedbacki? Yazık yardım edelim yanlışlıkla bana gelmiş dedi. Ağlıyo feedback. Tüyü bitmemiş feedback…
Sekreter beni arıyor diyor ki ; Feedback arıyor ne diyeyim. Müsaitseniz size gelecekmiş. Yok de amına koyim ya gelmesin : ((
Senin için feedback diyolar doğru mu? Kim ben mi? Sensin lan feedback amcık! Dün boktun bugün koktun göt! Asıl feedback sana benzer hayvanöküzü!!!
Ortalık feedback kaynıyor.
Feedback… Piç…

Feedbackin mi var derdin var sevgili okur. Şimdi diyelim senin feedbackin var. Napıcaksın? Atsan atılmaz satsan satılmaz. Sana gelmiş yazık. Feedback feedback gelem mi yanağından öpem mi ? Niye bana geliyosun arkadaşım bu bir? Feedbacksin diye illa gelicen mi? Bi sor bakalım ben geliyor muyum? Ne o öyle? Belki erken geliyon? Feedbacksin diye istediğin an nasıl geliyon? Ben sana geliyom mu? Kim sana geldi feedback açık soruyorum sana? Bugüne kadar kim sana geldi de sen durmadan bize geliyon!!! Derdin ne? Ne istiyorsun bizden? Sürekli gelerek? Ne ima ediyorsun feedback? Diyelim geldin? Ne oluyor feedback? Geldin de sanki bana olayı çözüyorsun. Hayır? Senin gelmen yüzünden sürekli yeni feedbackler geliyor. Geldin desen bi dert gelmedin desen bi dert. Nasıl bi ırksınız siz, derdiniz ne, nerde yer, ne içersiniz? Nasıl ürüyorsunuz? Feedback olmuşun ama adam olamamışın bana sorarsan. Bizim oralarda adam olan izin ister gelmek için ondan sonra gelir. İzin isteyerek gelenlere insan gibi adam denir. Dolma yapılır onlara, mangal yakılır. Şen olunur salata yapılır. Ama sen feedback aklın esince geliyon. Mal mısın nesin?!!! Oturuyom evimde pijamamla uzanmışım. Hop telefon çalıyor. Alo diyorum feedback. Buyur bakalım???? Hay ben senin azına sıçim! Gelemen! Hayır bi de diyelim geldin. Eeee? O kadar. Anca geliyon başka bi numaran yok. Misal erkekler bile ben geliyorum der kadına, ondan sonra gelir. Amına koyim senin feedback gibi! Gelme bana!!!

12 Ağustos 2009 Çarşamba

NEŞET ERTAŞ FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ !!!

...

8 Ağustos 2009 Cumartesi

"HAFTADA 3 GÜN ÇALIŞALIM KAMPANYASI"NI BAŞLATIYORUM!!!


Evet başlatıyorum çünkü mis gibi doğduktan sonra saçma sapan bi sürece giriyoz biz. Bir böbürlenmeler, bir araba anahtarını parmaamızda çevirmeler. Bu güzelim dünyaya gelmişiz bundan büyük mutluluk mu olur allasen. Keyfini çıkarsana işte ne anahtar sallıyon göt! Bize neler oluyor onu hiç anlamıyorum. Neyi anlamıyorum? Çalışma sektörünü. Çünkü çok saçma. Para diye bişey var. O paradan bize vermiyolar. Çalış o zaman veririz diyolar. İyi taam deyip çalışıyoz. Ayın 1 i dedimiydi hesabımıza para yatırıyolar. Biz de sevinip o parayla avakado, ferrari, ev, mojito felan alıyoruz. Sonra ne oluyor? Paramız bitiyor. Oldu mu şimdi? Olmuyor. Param bitti diyoruz ve tekrar para istiyoz yine çalış diyolar. ???? Olm bunun sonu mu var? Siz benle dalga mı geçiyorsunuz lan amcıklar! Para hep bitiyor??? Eee ben sürekli çalışacam mı? Azınıza sıçim sizin ben : ((( Neyse konumuza dönelim.

Olm şimdi biz dünya gezegeni olarak delirdik sanırım. Niye lan çıldırmış gibi çalışıyoz? Haftanın 5 günü? bazen 6 hatta bazen de 7 gün? Sebep ne? Nereye yetişmeye çalışıyoruz? 4 yaşında okula başlayıp danalar gibi okula gidiyoz felan. O yaşta senelerce sabahın köründe uyan. Servis bekle, olacak şey değil. Sonra ortaokul lise üniversite. Sonra tam bunlar bitiyo nefes alıcaz sanırken ebemizin amını tersten görüp çalışmaya başlıyoz. Sonra da çalış baba çalış. Lan olm haftada misal 3 gün çalışsak nolacak ki? Hiiç. Daha az üretip daha az tüketeceğiz. E ne olacak o zaman? Hiç bişey olmayacak. Know how!!! Oşt! Sanki bana rakip bi gezegen var amına koyim! Ne lan bu panik? Kime lan bu hava? Uzayda tek başımıza takılıyoz şu an için çünkü şu anki bilgilerimiz öle sölüyor. Ya da diyelim var başkaları bu neyi değiştirir ki? Zamanla gene buluruz onları di mi sevgili Haktan Akdoğan? Nasılsa o zaman da insan olur dünyada. Ya da biz niye bulalım ki onları, onlar bizi bulsun. Onlar çalışsın hayvanöküzü gibi. Hayret bişey sanki bana bizim bu eşşek gibi çalışmamız yüzünden bişey olacak. Hadi zaman makinası ya da ölümsüzlüğü bulsak tamam derim de onlar da yok. Armut gibi ona buna e-mail yazıp ticaret felan yapıyoz. Hepimiz satılmış tüccarlarız! Bak yine aklıma geldi zaten deli oluyorum o olaya. Olay ne? Amına koduklarım kesin biz öldükten sonra ölümsüzlüğü bulacaklar. Olay bu! Biz burda maymundan hallice genetiğimizle ofis şeklinde kafeslerde yaşarken adamlar ölümsüz olacak. Götler! Fuck you next generations!! Die madafakaas!!

(Olm bu kadar konteynırı napıyoz lan biz? Ne var lan içlerinde bunların?!!)


O zaman niye bu kadar çok çalışıyoz? Cevab veremedi. Bence anlamsız. Düşünsenize kırları deniz kenarlarını ormanları. Hepsi bizi bekliyo lan. Ama biz durmadan o siktimin ofislerine, dükkanlarına gidiyoz. Açıyoz klimayı oh mis deyip internete giriyoz. Çalışma hayatı da bu ha. Tüm dünyalılar ofislerinde tıkır tıkır çalışıyor gibi görünüp aslında ekşi sözlüke, porno sitelere, moda sitelerine, bloglara, dedikodu sitelerine, araba sitelerine felan giriyor. Gugıl earth de evini mahallesini arıyor, bulup seviniyor. Sabahtan akşama kadar bekleşiyoz o duvarların arasında. Çet ediyoz, feysbuktan birbirimizi pokluyoz. Saat 6 oldu muydu seviniyoruz salak gibi. Neye seviniyon mal?! Edi misin büdü müsün lan sen en sevdiğin sayı altı! piç!!! Bunun için mi geldik olm biz dünyaya? Bir sayıyı sevmek için mi geldik! Zaten 9 ay ana karnında beklemişiz sonra da kalkıp bu ofislerin içinde bekleşiyoz. Sürü halinde koyun gibi, keçi gibi öğle tatilinde dışarı sökün edip sonra geri geliyoz ofislere. Akşam da 6 oldu muydu sürü yine bu kez eğlenmeye gidiyo mal gibi. Çobanın biri çok temiz güdüyo bizi kavalıyla lan farkında değil miyiz? Sonra da akşam yorgunluktan hemen uykumuz geliyor, yatıp uyuyoruz. Hepimizin amına koyim ben. Bazen o hayvanlara, aslanlara, köpekbalıklarına imreniyorum. Adamlar mis gibi yatıyo orda burda. Stres yok, kredi kartı borcu yok, bi yere yetişme derdi yok. Nerde akşam orda sabah. Ful pansiyon her şey beleş. Bence ondan bizle konuşmuyolar. Gerzekler diyolardır bizim için aralarında eminim. Çok eskiden hayata bizle beraber atıldılar ama şu bizim geldiğimiz noktaya bak. Kasko diye bişey icat etmişiz amına koyim. Kasko ne lan yarraam! Evrim geçirdik ama adam olamadık. Tavşanlar bile bizden iyi. Paso havuç, paso doğa, paso sikiş. Helal olsun lan size beyaz dostlarım, falcı piçler!

Sonuç olarak hepinizi forwarda davet ediyorum. Bu yazdıklarımı, yazacaklarımızı forward edelim dünyalılara. Bu kampanya patlasın. Kimse çalışmasın olm! Ya da 3 gün çalışın maximum. Hadi ben bu hafta başlıyorum haftada 3 gün çalışmaya, Pazartesi işe gitmicem. Siz de gitmeyin. Bak Pazartesi günü yolda işe giden görürsem ebenizi sikerim piçler! Satış yapmayın.

Kampanyayı globalleştirme adına ingilişçe metin de hazırladım. Dileyenler pen friendlerine bunu forwardlar. Please find below :

“subject : fwd : too fuuunnnyy : )))))))

Dear proleterians,

Why we work 5 days? or 6 sometimes 7 days!!!? Tell me why???! Bullşit! Let's work 3 days from now on. For example I am not going to go to work on Monday! I will go to the seaside and swim and have lots of fun: ))) What about you? Asl? I believe you wont go too. And if i see you on the street on Monday and ask you “where are you going? if you reply as “i am going to work” I will fuck you biçız!! Lets kick ass of capitalism. Only work 3 days a week maybe 2 days. And if your boss asks you “my worker my worker, dont lie to me, tell me where did you sleep last night?” tell him “none of your bussiness biç!” He will accept you and cry. Tell everybody this in earth and forward.

Best regards,
A proleter”

5 Ağustos 2009 Çarşamba

EHEHEHE BASINDA YİNE BİZ !!!

EVET SEVGİLİ DUAYENLER,

SONUNDA BASINDA YER ALDIK. SEVİNÇTEN ARABANIN BAGAJINDA ŞAMPANYA PATLATASIM VAR!

İŞTE BURDAYIZ BASIN OLARAK.

http://www.wingmandergi.com/

BURDAN SEVGİLİ BOJANA'YA TEŞEKKÜRLERİMİZİ Bİ BORÇ BİLİRİZ KALSJDHKLJASD Bİ DE SEVGİLİ EDİTÖRÜM CORNELIUS'A.

NOT : ABUK SUBUK SPACE HAREKETLERİNİN FARKINDAYIM. GEÇEN GECE KLAVYEYE BİRA BARDAĞIM DEVRİLDİ. KLAVYENİN İÇİNDE KURUDU. ÖZELLİKLE SPACE TUŞU AĞIR HASAR ALMIŞ. BASIYORUM BASILMIYOR YA DA BASIYORUM BASILI KALIYOR BİR SÜRE. BASINDA BİZ GİBİ AYNI LKJHASDJHKASD

OKUYUN DERGİYİ, ADİOS...

aCAİP NOT :LAN OLM YAZI NORMAL GÖRÜNÜYO SİTEDE????? KLJHASDLKJ SPACE NORMALMİŞ GİBİ SANKİ. NEYSE.

4 Ağustos 2009 Salı

GREGOR SAMSA



Gregor Samsa o sabah uyandığında kendisini devcileyin bir sallantının içinde buldu. Bir aşağı bir yukarı sallanıyor, ne yaptı ne ettiyse kurtulamıyordu bu sallantıdan. Sallantıların tesirinden kendinden geçip, zaman ve uzamdan kopuk bir halde katatonikleşmek ve artık kendini koyvermek üzereydi ki birden sallantılar kesildi. Aniden kendisini bir çadırın içinde buldu. Ritmik bir salınımın eşliğinde, üzerine gittikçe bir karanlık çöktü. Sallantıların kesilmesi ile huzura ermiş, ritmik salınımın, karanlığın ve sakinliğin getirdiği gevşeklikle likit bir hareket içine girmiş akıyordu adeta. Derhal kendini çadırın bezine bıraktı, kendini emdirdi ve olabildiğince yüzeye yayıldı. Gregor Samsa son damlaydı, dona düştü…

(*)




Başlık : ( * )
Zaman : Şimdi
Katılımcılar : Hepiniz
Sıradaki eylem : Ben yazacam siz okuyacaksınız



( ( başlangıçta ) istiyorum, istiyorsun, istiyor… ( bir süre sonra ) istiyoruz, istiyorsunuz, istiyorlar… Karşı koyamadığımız hep bu değil mi ? Çağımız isterikler çağı… kendini ve öncekileri kodlayan ve aslen bir bekleme odası ki emreden, hiçbir şey beklemeyin diye…
( ve değişmeyen nihayet ) istemiştik, istemiştiniz, istemiştiler… )

“J” harfi ile başlayan bir kelimeyle başlamak istiyorum. Sırf bu yüzden sarhoş oldum bu gece. Olasılıkları arttırmak derdim başka bir nedeni yok. ( Aslında her gece bir çağ ya neyse… )

“konuşurum belki de ağzımdan kaçıverir kelam,
kargaşanın ortasında duruverir selam,
gülümseyiverir belki devam…”

J harfi ile başlayan kelimeyi beklerken çoktan geldi işte. Hep böyle olmadı mı zaten?
ölüme düşen yaşama sarılmadı mı?

“Kırıldım…
yüzeyi alkol damlaları soslu kırık kan ve ayna tablosu,
elden kayıp yere düşmüş bir vişne votka kadehi gibi.
Kırıldım…
yüzü gözünden dökülü yaşlarla süslü,
bir çocuk ifadesi gibi.
Kırıldım…
Hüznü başka dünyalarda tanımlı,
sureti kelimelerde saklı,
bir orman kenteri gibi.
Kırıldım …
Kimselerin artık saymadığı,
böbreği nam salmış nineler gibi …
evet olmadı bak …
böbrek değil o, börek bir kere.
Kırılmayı bile beceremedin…
demek ki yaşlandım…
çürüğün rengine doğru,
kahverengiye meyletmesi,
bir çileğin midede başkalaşması,
kırmızılığını kaybetmesi gibi.
yaşlandım…



Ateşli bir ev partisi sonrası bahçede uyuya kalmış,
sakalı bıyığına denk,
hareketsizliğinde karıncaların yürüdüğü,
dilini değdirse yeryüzünü hoplatan,
denize değse dalga getiren bir yiğidin üzerine yağan çiğler gibi.
Yaşlandım…
evet olmadı bak …
yaşlanma değil o ıslanmak bir kere…
yaşlanmayı bile beceremedin…
demek ki ıslandım…
yüzüne tükürülmüş bir orospu gibi.
Islandım…
alelacele,
bir masaya diğer bir rakı siparişini götüren,
evdeki hasta oğlunu düşünmekten,
adımını dahi kontrol edemeyen bir garson gibi,
ayağı takılıp müşterilerin üzerine döken.
Islandım…
Boğazda, hem de kenarında,
O gemiyi, o geçip gideni izleyen,
Elinde birası, yanında birazdan patlayacak dalgası,
Alelade, habersiz bir yalnız ademoğlu gibi.
Islandım…
Suyu,
Ancak ve ancak,
İçinde benim de olduğum,
Yağmurda çok kalmış bir gocuğun,
İş bilir ellerle sıkılmasıyla ortaya çıkacak bir ıslaklıkta,
Fark edilebilecek bir aymazlık gibi…
evet olmadı bak …
aymazlık değil o yaşlanmak bir kere…
aymazlığı bile beceremedin…
demek ki yaşlandın…”

Yine mi yaşlandım? lütfen herkes bıraksın artık bu işleri. gençlik, yaşlılık bunlar hep o kuşun kanatları. aslında herkes aynı yaşta… yani uzaklıkla ilgili tanımlar bunlar. Kim ki ölüme istatistiksel açıdan daha yakındır odur yavaş hareket edeni, kim ki uzaktır o da konuşur durur. Zaten ne gençler yaşlıları, ne de yaşlılar gençleri dinler. Ne konuşuruz ki hiç anlamam… kuş uçar gider… hem istatistikler kime doğruyu söylemiş ki! Standart sapma bu kadar mı sahipsiz ? bu kadar mı az mühim?

Sıkıldım gibi… Zaten j harfi ile başlayan kelimenin de geleceği yok. Hiçbir geleceği yok, umutsuz vaka… Gerçi beklentilerimizin buralara kadar da geleceği kimin aklına gelirdi ki? Bu kadar da beklenmez ki ama !

“j harfi ile başlayan kelimeyi bulmak adınaydı bu kez. Ne geçti elimize ?
ha evet bir sınırlama getirdiğimiz doğru muhayyilemize.
Fakat her tecrübemizdeki gibi aradığımızı değil bulduklarımızı döktük eteğimize.
Bir karanlık düğüm atılmış gözlere,
Nefesi çeken düğüm çözülüyor, açılıyor fikriyatında.
Oysa gerçek ve gerekçe çok başka, açılan düğüm değil aradaki mesafe,
İnsanla anlam arasında, gittikçe açılıyor hem de.
Çözülen de düğüm değil mukadderatımızın kadim buzulları ki her daim bizi sele teslim ede,
Sonra da ara ki bula, nebula…”

( Ey jön suratlı zaman! ( hoş sen dijital suratlısın artık ya! ) Ey yörüngelerin, eylemlerin ve tüm çekimlerin jandarması zaman! Hayır, kandıramazsın bizi üçe bölünerek! Biz seni bilirdik, biliyoruz ve bileceğiz! Ve sen, zamanın sarayında çalışan cani aşçı toprak! Ey insanları pembeleşinceye kadar öldüren ve sonra yerçekimi sosuyla jöle kıvamına gelinceye kadar kırıştırıp, zaman da gelince içine alan toprak! Girerken, jelatin mi kullanalım istiyorsun kefen yerine, prezervatif niyetine? Jaluziden, böcek kurusu renkli ve vidanjör kokulu odanıza sızan karanlığın hüzmeleri arasında sevişen jartiyerli iblisler gibisiniz, zavallı cinssizler! Jakoben ve Jamaikalı çocuklarınızız biz sizin, hakiki mahlaslarımız hasbıhal efkarında, ellerimizde jambonlu sandviçler, tüm saatlerini kuma gömmüş, röntgencileriniziz… Siz düzüştükçe sallanıp flulaşan hayallerle yaşayan, siz gelince ölen ve siz soyut yahut somutlaştıkça toprakalı pardon portakalı soyanlarız biz!
Kok us unu iç imimize çekip, dil im leri ağ zımıza, k abuk ları yere at an larız ulan ! )

“Lanet olsun ulan sana jilet dilli jaguar desenli jeolojik tektoni!
Sen gelmedin ya,
Sarhoş oldum bak cin tonik içen cin aliler gibi…
evet olmadı bak…
cin tonik değil o bir kere …
Sarhoş olmayı bile beceremedin…
kes ulan kes! olduğu kadar işte, olduğu kadar!!! ”




( * ) : Biz ki boğulmanın zerafetini uyuşmakta bulmuşuz, biz ki cehaletimizin kefaretini sefaletimizle sunmuşuz ve biz ki çocukluğumuzun bahçelerinde ölülerimizle susmuşuz… ölüm en güzel oyuncağımız olmuş, elimize alır almaz kurcalayıp kırdığımız, parçalara ayırdığımız. Ve kırılıp parçalara ayrıldıkça ölüm, bu kez hayat başka mecralar bulmuş yağacak, azgın bir yağmur gibi insanı yaşlanmaya zorlamış, yaşadıkça artan sağanağın telaşından insan ıslandığını fark edememiş, yaşlandıkça ulan nerde bu j harfi ile başlayan kelime demiş de demiş… insan içmiş de içmiş… kadehler kırıldıkça kırılmış… bir türlü başlayamamış… gerisi laf…

Not : Üç noktanın amına koyim...

20 Temmuz 2009 Pazartesi

GÜLE GÜLE VEDAT ABİ...


Öncelikle tüm spor camiasının, Okyar ailesinin ve Sergen Yalçın'ın başı sağolsun. Güzel insanlar hakkaten bir bir gidiyor işte. Yaprak dökümü yeniden başladı. Sabah Müzeyyen Senar aklıma düşmüştü. Ulan dedim kadın nasıl oldu acaba? Sonra Vedat Abinin ölüm haberini aldım. Gerçekten çok üzüldüm. Süleyman Seba ile birlikte bize Beşiktaşlılığı öğreten adamlardan biriydi. Ölümü ile futbolun zerafeti yara aldı, yeşil sahalar siyaha döndü, İstanbul bir beyefendisini kaybetti.

Neyse söylenecek çok fazla birşey yok, önümüzdeki maçlara bakıcaz değil mi Vedat Abi?

Nur içinde yat...

17 Temmuz 2009 Cuma

MAĞAZA ÖNLERİNDE BEKLEŞEN EBLEH SURATLI ERKEKLER KİM?

Kadınları bilen bilir, hayvan gibi alışveriş yaparlar. Kapitalizmin en büyük motorlarıdırlar. Ayyy ne kadar şirin diyerek bişeylerin yanına yaklaşırlar. Söz konusu kadının yanındaki erkek de bir süre peşi sıra o şirin şeylerin yanına yaklaşır. O şirin şeylerin sonu gelmez. Erkekler hep kadınların şirin saydığı birşeylere yaklaşır durur, yakınsar. Kadının şirin saydığı şey bir türlü ele gelmez. Kadın elinde 2000 tane şirin şeyle soyunma kabinine girer çıkmaz. Soyunma kabininden uzanan bir el bana 36 sını bul bunun der. Erkek gider 36 sını aramaya. 36 sını bulup getiren erkek soyunma kabinine parmakları ile tıklar. Sevgilim al 36 sını buldum. Ses gelmez. Boş bir kabine sevgilim dediğini çok geçmeden anlar erkek zira kadını arkasından bu nasıl der üzerine geçirdiği yeni birşeyle. Bak 36 yı buldum dersin sevinçle, yüzüne bakmaz. Ay o ne biçim der. Şirin şey ne biçimdir artık?? Erkek elinde gittikçe çirkinleşen 36 ya bakakalır. Soyunma kabininin kapısı suratına kapanır. Çirkin 36 yı yerine götüren erkek geri gelir. Sence bu nasıl der kadını. Güzel dersin değil der, çirkin dersin ay sen de hemen geçiştiriyorsun der. 3 saat geçer. Erkek içinden anasını sikim ben böle işin, oymağını siktiğimin dünyası! Alışveriş sektörüne ayağım girsin gibi naif olmayan cümleler geçirir. Oysa bi gömlek bakma üzere girilmişti tükkana. Hani verdiğin sözler sevdiceğim diyemez. Kayahanı o an çok iyi anlar. Karanlıklar felan. Pardon bunun 36 sı var mıydı der erkek yeniden mağaza görevlisine. Ulan madem 36 sı oluyor, 36 sını alıp girsene içeriye diyemez sevdiceğine. Bu hep böyle devam eder. Kadın çıkar yeni bir şirin şey bulur, yeni bi kabin, yeni bi 36 numara. Çirkinleşir ortam. Prometheus erkek of ulan nedir bu çektiğim der ve patlar kadınına!! Sikerim 36 yı! Ben mağazanın önündeyim diyerek ters çıkar kadına. Erkekliğini ispat eder ortama. Agresif bir surat ifadesi takınır. Kadını anlar ki erkek hakkaten sinirlenmiştir artık. Ses etmez. Peki canım der. O uysal peki canım ile erkek aslen ekosisteme gördüğünüz gibi olaylar benim kontrolüm altında mesajı verir memnuniyetle. Gördüğünüz gibi ben burda mal gibi kadınımı beklemiyorum, o benim mağazanın önünde beklediğimi bildiği için hemen de utanarak işini çabucak bitirip yanıma gelecek der. Görürsünüz am bitleri der. Ultimatomumu verdiğimi hepimiz gördük der. Mesaj nettir, budur. Ki genelde de bunu mağazada çalışan kızların duymasına yetecek ses yüksekliğinde söyler ki o kızlarla göz göze gelip gülüşsünler. Ama erkek gülüşmez, serttir. Çünkü herkes bilir ki tüm kızlar alışverişi sever ve tüm erkekler alışverişten nefret eder. Bu toplumsal bir kuraldır, bu medeniyetimizin can damarlarından biridir. Mağazada çalışsa ne yazar! Kadın kadındır işte. Seni de bıraksam ne biçim alışveriş yaparsın biç ne gülüşüyon bana der içinden! Alışverişten nefret eden erkeğimiz kendinden emin adımlarla mağazadan çıkar.




Erkeğimiz mağazanın önüne gelir gelmez bir sigara yakar. Yoldan gelip geçen güzel kızlara bakmaya başlar. Sigarası biter. Bir aşağı bir yukarı yürür. Niye yürüdüğünü unutur. Artık yoldan geçenler iki gözlü, burunlu, iki kulaklı, parmaklı parmaklı yamuk yumuk canlılar gibi görünmeye başlar. Ayak bilekleri zonklamaya başlar. Bir sigara daha yakar. Söz konusu erkek bir süre sonra ama gerçekten "Lan ben niye burada ayakta duruyordum acaba?" diye soru sorar kendi kendine. İşin içinden çıkamaz birden ve olaylar gelişir. Yere çömelir, kalkar. Patlamalar, düşünceler, çözümlemeler, analizler, yapıbozumlar, sürrealizm peşi sıra gelir. Sanki saçları birden uzar. Bir beyin fikir fırtınası yaşar kendi kendine. Artık o erkeğin kafatası tüm bir insanoğlu gelişiminin anayurdu olur. Berraktır herşey. İki karadelik gibi bakan gözleri felfecirdir. Sol göz tiklemeye başlar. Bu yüzdendir ki alışverişini bitirmiş neşe içinde çığlık çığlığa yanına gelen hatununa angut gibi bakar er kişi, boş boş bakar. Çarşı pazarda mağaza önlerinde bekleşen ebleh suratlı erkeklerin iç yüzü budur efendim. Ama derhal çocuk taklidi sesler çıkararak konuşan hatun erkeğini hayata dönderir. Erkeğimiz de hemen kendini neşeli biri sanıp güle oynaya hatunu ile yoluna devam eder gerzek gibi. Kadın erkeğin eline vermiştir çantaları, bi de erkek haberi olmadan bunları taşımaya başlar. Kafasını arkaya ata ata kahkahalar atar erkek. Kurtuldum der sevinir. Tabii ki bu deli neşesi bir sonraki mağazaya kadar sürecektir. Sonuç olarak, erkek düşünmeye mahkum bir hayvandır efendim. Netameli günler dileriz...

DÜŞÜ NE BİLİYORUM...

Hayatını arka bahçelere adamış bir kadın. Gerçekten de hemen hemen hepsini görmüştür kanaatimizce. Rengarenk bir düş olmuştur bahçelerinde hayatın, tam da arkasında. Gizlemiştir kendini belki de. Çok ölen mi bilir yoksa ölecek olan mı sorusuna cevap vermiştir varoluşuyla. Siz hiç öldünüz mü der sanki her şiirinde. Evet diyemezsiniz çünkü o gerçekten ölmüştür artık mecazı kalmamıştır mealen. Şiirler yazmıştır badem ağaçları gibi ekmiştir onları da yerlerine. Çiçekleri yeşerir her haberdar olan bünyede, zamanı gelince... Fakat ne yapsa da, o karanlığın sol eline sahip bedenine, beynine laf geçirememiştir. Bu denli bir üstbakış ile fiziksel olarak devam edememiştir yaşamaya , çok anlaşılır. Fakat bizim karanlığımıza aydınlık olmuştur eni sonunda o sol eli ile, karanlık bir ışık yayarak, tam da beynimize saplayarak parmaklarını, anlamak için hakettiğimizi vererek, acıtarak. En nihayetinde sürekli bir tekrardan başka birşey görmediğinden, bırakmıştır arka bahçe gezintilerini artık Nilgün Marmara, şu iki adımlık dünyada, gördüklerini bize bırakarak...





Kimdi o kedi, zamanın
eşyayı örseleyen korkusunda
eğerek kuşları yemlerine,
bana ve suçlarıma dolanan?

Gök kaçınca üzerimizden ve
yıldız dengi çözüldüğünde
neydi yaklaşan
yanan yatağından aslanlar geçirmiş
ve gömütünün kapağı hep açık olana?

Yedi tül ardında yazgı uşağı,
görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o
ve bağlanmıştır körler
örümcek salyası kablolarla birbirine
sevişirken,
iskeletin sevincini aklın yangınına
döndüren, fil kuyruğu gerdanlıklarla.

Yine de, zaman kedisi
pençesi ensemde, üzünç kemiğimden
çekerken beni kendi göğüne,
bir kahkaha bölüyor dokusunu

düşler marketinin,

uyanıyorum küstah sözcüklerle:
Ey, iki adımlık yerküre
senin bütün arka bahçelerini
gördüm ben!

13 Temmuz 2009 Pazartesi

31 ÇEKMENİN TARİHSEL SÜRECİ YA DA İÇİNDEKİ ERGENİ ÖLDÜRMEK...


Üstteki fotoda tarihte ilk osbir çeken insanı görüyoruz...



Evet sevgili mastürbasyon duayenleri. Gelin itiraf edelim, durmadan 31 çekmek akla zarar bi uygulama. İzbe bi karanlıkta garip garip hareketler. Bi nevi air sex! Şimdi de sizleri osbir belgeseline davet ediyorum. Üstüne üstlük belgeselin sonunda sizi inanılmaz bi sonuçla bekleyeceğim. Herkes yerini alsın, çekirdekleri çintmeye başlayın. Daha şimdiden azalan şlak şlak seslerini duyar gibiyim : ))) İlgi var yazıya.

Tarihte osbir

Osbir insanlık tarihi kadar eskidir diyeceğimi sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz zira ilkçağlarda osbir diye bişey yoktu. Çünkü ilkçağdaki atalarımız azar azmaz pompayı basıyordu. Ne osbiri. Millet paso sikişiyordu, domaltıyordu birbirlerini. Domaltmayı burada aşağılama amaçlı kullanmadım. Zira doggy style o zamanlar tek bilinen pozisyondu. Bilen bilir hayvandan halliceydik o dönemler çünkü. Neydi o günler... Neyse ne zamanki yerleşik hayata geçildi işte orada osbir filiz verdi. Niye? Çünkü libido yerleşik düzene geçmedi. Çünkü artık evli evine köylü köyüne oldu. Namahrem başladı. Muhtar seçildi. Milletin karı kızı belliydi artık. Dolayısıyla öyle her azan sikişe koşamadı. Sikişe koşamayanlar kimdi? Elbette ki ergenler. Baktı adam sikişemedi ilk sivilce çıktı. Tarihteki ilk sivilce çıktı!!! Her azanın sivilcesi mi çıkıyordu? Tabii ki hayır. Sonuçta karısı olan yine pompayı basıyordu. Doggy style yerini artık misyoner denen pozisyona bırakmıştı çünkü artık herkesin yatağı vardı. Kadınlar sırt üstü yatınca rahat etti. Erkekler de kadınları görerek yapmayı çok sevdi, göğüsleri seyretti bıngıl bıngıl olay esnasında neyse bunlar başka bi yazının konusu, biz konumuza dönelim. Gariban ergenlere. Ergenler ilk osbirlerini o dönemler atmaya başladı. Yerleşik hayat ergenlerin kabusu oldu. İçindeki ergeni öldürmeyenlere hayat her daim kabus oldu.



İlk osbirciler hayal dünyasında yaşıyorlardı. Gözlerini kapatıp kendilerini azdıran kadınları düşleyerek sıvazladılar. Kuşe kağıdın icadından sonra ergenlerin gözlerini açması ve Playboyların bazı sayfalarını birbirine yapıştırmaları hiç de zor olmadı. VHS ve BETA kasetlerin icadı ise ergen dünyasında bir nümayişe neden oldu. Bir devrim olmuştu! Allahım or Jesus bu nasıl bir güzellikti. Artık hayal etmeye gerek yoktu. Sesli sesli, hareketli hareketli bi sürü turist kadın seksi! Ayaklandı herkes sevinçle. Kan basıncı arttı herkesin. Kasedi takan yerlere gaste kağıdını serip verdiler veriştirdiler ortamlara. Ve artık günümüzde DIVX şu bu. Klavyelerin üzerleri çorba dökülmüş gibi herşey yapışmış.

İşte kısaca 31 denen olgunun tarihsel sürecini inceledik. Şimdi gelelim işin tanımına ve erbabına. Nedir bu osbir? Kimdir bu osbirci? Nerde yaşar? Ne yer ne içer? Usta bi osbircinin belirgin özellikleri nelerdir? Buyrun hep beraber eğilelim mevzuya. Şlak şlak sesleri iyice kesildi artık yazıya gömüldü osbirciler kjlhasdkjasd


Öncelikle osbiri yakından tanıyalım. Osbir, erkeklerin kendi kendine bi köşeye çekilip çeşitli sesler çıkararak bacaklarının orta bölümündeki bi organa kan yürütüp, o kanı orada daimi tutmak için sürekli organı elleriyle sıvazlamakla başlar. Osbirin en önemli kuralı budur. Organdaki kan basıncını sabit tut ve sıvazla. Bi noktadan sonra artık organdaki kan miktarı organı patlatacak noktaya geldiğinde ise içinden mayonez gibi şeyler fışkırması sonucu haykırmak. Şu ana kadar organ diye söz ettiğim şeyi soracak olursanız bildiğin yarrak işte. Ayıp olmasın diye organ dedim. Nerden baksan 5 kere organ dedim çünkü. Mayonez gibi şey de sen ben işte. Anlıyorum ve devam etmek istiyorum. Penis ve ergen. Başbaşa. Tek başına yapıyon ama bak bunları olm. İyi düşün kendini. El deli gibi hızlı hareket ediyor. Ağızdan Ebru Şallı'nın plates yaparkenki nefes verişleri gibi sesler çıkarıyon bi yandan, küf küf küf!! O sırada yanına uzaylının biri gelse rezil olursun. Anlat bakalaım mevzuyu aliene. Neyse işte bi osbircinin olayı budur. Spermlerini etrafa fışkırtmak. Tek derdi bu am beyinlinin!!!

Ve evet şimdi bu mükemmel girizgahtan sonra asıl mevzumuza gelelim. Hem de belgeselin sonuna geldik. Sizlere söz verdiğim gibi inanılmaz bi sonuçla bekledim sizi burada!!! Açıklıyorum!!!

31 çekmek gaylik emaresidir!

Azalan şLak şlak sesleri yerini hıçkırıklara, hönkürerek ağlamalara bıraktı bakıyorum kjahsdkjhaskjld

Duyduklarınıza inanamadınız değil mi? O halde anlatayım da siz de hak verin osbirciler. Sik elde birden neye uğradığınızı şaşırdınız değil mi ibneler sizi! Evet olm! Düşün bak ne yaptığını. Rutin aralıklarla eline veriyon. Evet eline vermiyon mu? Veriyon. Yahut başka açıdan yaklaşalım olaya. Eline alıyon!!! Almıyon mu? Alıyon. Üstüne üstlük hem eline alıyon hem de bi erkeğin eline veriyon. Sonra da bi penisi eline aldığın yahut bi erkeğin eline verdiğin yetmiyormuş gibi boşalıyon! Evet çünkü hoşuna gidiyor!! Resmen gay pornosu gibi adamsın. Gay orjisi demektir 31. Demek ki sen gay değil bi sürü gaysin! lkajshdlkjasd O yüzden bak dikkat et çok osbir çekenler çok maço olur. Neden? Çünkü utanıyor az evvel anlattıklarımdan ötürü. Erkeğim lan ben diye ispata giriyor çaresizce topluma oysa adam gay. Maçolar gaydir! klajshdlkjasd Ağlamayın lan! Karı olsa osbir neden çekeyim ağabey diye titreşen Hentai gözlerinize kafam girsin lkajsdlkjahsd Adam olun olm ergenler!!!

Yalnız şlak şlak sesleri tekrar gürlemeye başladı duydunuz mu? klajsdkljahslkjd Yarım akıllı pezevenkler sizi be! Bi de baba olacaksınız lan siz ilerde, çocuk büyüteceksiniz ajklhsdlkjasd Basınç yükseldi, adam unuttu az evvel okuduklarını zira az evvel yine azdı. Azar azar...

Hadi bakalım. Bir sonraki belgeselimizde görüşmek üzre. Bye for now biçız...

1 Temmuz 2009 Çarşamba

PAPATYA GİBİSİN BEYAZ VE HİNCE...

Bugün sizlere Tango dansını tanıtmaya karar verdim. Dans en az bir kişiye ihtiyaç duyan bir hareket çeşididir. Tango da en az 2 kişiye muhtaç bir devinimdir. Bir nevi salon dansıdır. Salonda edin. Tango bir dans mıdır bana göre dans değildir, bir yaşam biçimidir. Mahkemeye başvurup adımı T&T Tango olarak değiştirmeyi bile düşündüm kimi zaman. Yazı başladı bence. Tango Pasyon!!!



Sevgili internet duayenleri sonuçta siberuzayda yaşayan sanal tiplersiniz, siz bilmezsiniz ama Tango garip bi dans. Bi erkek bi kadın karşı karşıya geliyor. Genelde hasım oluyo bunlar zannımca. Zira pek agresif bakışıyolar. Aynı zamanda da şehvetli ve histerik. Bu ön sevişmeye daha fazla dayanamayan erkek çekiveriyor karıyı kendine doğru sonra başlıyo tango. Ritmik ve eşzamanlı beden hareketleri. Arada kafayı sertçe çevirip acaba dans partnerim hala yerinde duruyor mu diye göz göze bakışmaç. Yerinde durduğu anlaşılınca kafaları tekrar sertçe çeşitli güzergahlar, rotalar belirlemek üzere çevirmeler. Bi süre belirlenen rotalar doğrultusunda hızlı ayak hareketleri, dudakları birbirine değdirmeç, nefesler birbirine karışıyor, bedenler kımıl kımıl birbirine yapışık. Nerdeyse yere yatırıp sikecekler birbirlerini. Gergin bi ortam. Bunlar bi süre bu şekil oynaştıktan sonra işte tangonun püf noktası “taşşaklara tekme hareketi” başlıyo. Karı adamın taşşaklara tekme atıyor sonra adam da ona atıyor. Ama arkadan atmaya çalışıyorlar. Bazen de önden. Arkalı önlü ama böyle. Hıpızlı! O ona o ona amına koyim. Tekmeler havada uçuşuyor. Ama kimse oturtamıyo şöyle bi esaslı tekme taşşaklara. Hep boşa gidiyo. Ama erkekler kadınların taşşakları olmadığı için nereye tekme atıyor belli değil. Bunun nedenini ortaya çıkarmak benim için hiç zor olmadı zira geçen arkadaşlarla bulduğumuz Paleontolojik çağlardan kalma bi fosilde alenen görünüyo bu. İki ilkçağ gayi taşşaklara tekme atarken donmuşlar kayanın içinde. Resmen kayanın içinde Tango yapan ilkçağ gayleri !!! Antropolojik gözlemlerim doğrultusunda söyleyebilirim ki sanırım ilk çağda yapılan tangolar gay dansıydı. Yoksa neden taşşaa tekme gibi bi figür içersin di mi lan? Aldatan sevgiliye içli bi serzeniş aslında bu tekmeler bence. Kıskançlığın dışavurumu. Bir isyan başka kişilerle yapılmış pompaya. Hemen akabinde gözlerdeki tutku ve şehvet ile de bir affediş öyküsü aynı zamanda, ama hırçın.



Şimdi neden hasım gibi baktıklarını anladınız mı eşlerin birbirlerine Tangoda? Anlamadınız mı? Hiperaktif piçler sizi! Konsantrasyon bozukluğunuza ayaam girsin! Yazının başını unutan adama Tango anlatıyoz biz de burada!!! Sen anca iki elini havaya kaldır şıklat sonra da hoppidi hoppidi dizlerini kır, zıpla! Dans bu mu?!!! Nerde erotizm? Değdirmeç, duygular? Sert kafa hareketleri? Bu nasıl dans? : (( Kızlara sarılabilmek için dans kurslarına git sen anca. Pıtı pıtı yürü yanlarına, papatya gibi beyaz ve hince! Öküz!!!

İşte böyle sevgili dans tutkunları. Tango böyle bir dansımız. Umarız herkes kendine cillop gibi tango partneri bulur günün birinde. Ağzının suyu aka aka Tango yapar partneriyle. Ülkemizde bir tango dansı öncesi yaşanmış bi diyalogla bu kültürel fıkramızı sonlandıralım. Netameli günler dileriz…

- Benimle Tango eden mi ?
- Ben bilmem oynamayı !!!
- Aman biz biliyoz da mı oynuyoz.

Bye biçız…

BANA MESLEĞİNİ SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM!!

Şimdi öncelikle şu haberi okuyunuz.

http://www.milliyet.com.tr/Siyaset/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1112811&Date=01.07.2009&b=Bakan%20Gunayin%20escinsel%20meslektasiyla%20ask%20diyalogu&KategoriID=12&ver=53

He okudunuz mu? Ok gelin şimdi etrafıma. Şimdi arkadaş haberin başlığına bakalım "Bakan Günay'ın eşcinsel meslektaşıyla aşk diyaloğu" Geçen Tayyip Bey de Yunanlı meslektaşım diyordu. Alla alla? Başbakanlık diye bi meslek de var demek ki? Kültür bakanlığı diye bir meslek mi var olm?

- Oğlunuz ne iş yapıyor?
- Kültür bakanı.



Yok ya?! Nerden mezun olunuyor lan bu meslekler için? Bilelim yani. Çünkü iyi parası var bu işlerin. Yahut diyelim Tayyip Bey ve Ertuğrul Bey iktidardan indiler. Napıyolar yeni iş bulmak için? Yunanistan'a cv mi yolluyo Mozambik'e felan. Sağ üstte güzel bi vesikalık. "10 yıl deneyimli başbakan.Ülkenizi en iyi şekilde yönetirim ))) Referans : Abdullah Gül."

Doğru dürüst Türkçe kullanın. Asıl meslekleriniz nedir biz biliyoz onları, kandıramazsınız!

DEPRESYONİST KİMDİR?



Depresyon çağımızın en büyük hastalıklarından. İnsanımız depresif. Sürekli depresyona giren adama depresyonist denir. Oysa Orta Çağda kimse depresyona giremiyordu. Güya bir de ilerledik, şimdi ota boka depresyona giriyoruz. Neden acaba? İşte bugün bunların nedenlerini mi araştırıcaz?


Yaptığım araştırmalara göre dünyada ilk depresyona girmiş insan Anadoluda yaşamış bir çoban. İnanılmaz di mi? Adı da Memili. Koyunlarını kurtlar domaltıyor diyeymiş. Yarramı araştırıcaz! Baa ne lan ne araştırıcam! Gidin siz araştırın. Hem niye Orta Çağda yokmuş peki bu depresyon denen sikkoluk? Adam kılıçla geliyor karşıdan, evini basacak büyük ihtimal ama sen depresyondasın o yüzden adamla kavga etmiyon. Adam sikler mi? Siklemez. Tek bir kılıç darbesi ile o depresif kelleni kancık bedeninden ayırır. Karına tecavüz eder, çocuklarını yer. Yuh amına koyim. Bu karşıdan gelen adam da az hayvan değilmiş bu arada ha! Orospu çocuğu neyse. Hele ki ilkçağda hiç yok. Ya da diyelim sen depresyona gir bakim bi ilk çağda, toprağa bakıp düşünürken daha ne olduğunu anlamadan iliğini emer, saçını başını yolar, kemiklerini kırıp yer seni bi T Rex. Belki de Natural Selection denen şey bu olsa gerek. Sonuçta depresif birey güçsüz bireydir. Yaşamasın. Optimist, neşeli piç güçlü birey, o yaşasın. Araştırma yapar, onu eller, buna değdirir. Ne yenir, ne yenmez bunlardan öğrenilir. So gay. Sen şükret insan haklarına, demokrasiye, saykolojiye ki hala yaşamana izin veriliyor allahın depresifi! Mükemmel şarkılar var onları dinliyon. İlaç veriyoz bi de sakinleş diye. Hay amına koyim senin!



Demek ki depresyon diye bi hastalık yok aslında götümüzden uydurmuşuz işte. Olsa eskiden de olurdu. Moderniz felan ya artık tükettiklerimize uygun hastalıklarımız olsun diye işte. Kalkıp zatülcenp oldum deyip ağlamaya utanır olduk çünkü. Düşünsene zatülcenp olmuşun yahut hıyarcıklı veba olmuşun. Söyleyemen, insan içine çıkaman. Ama işte “Doktora gittim depresyondaymışım :((“ demek hoşumuza gidiyor hele bazılarımız majör depresyondayım deyip iyice havalara giriyo sanki normal depresyon az bişeymiş gibi. Kapitalizmin bizi getirdiği yere bak! İlla daha büyük olacak her şey, hastalıklarımız bile. Böbürlene böbürlene majör depresyondayım diyoruz. E noluyo o zaman götüm? Daha mı beter bunalıma giriyon? Minör depresyona girsen karı gibi ağlarsın kesin piç! Majörmüş! Depresyon depresyondur lan işte büyüğü küçüğü mü olur. Orta çağda hiç bi boyu yoktu hem. Belki de giren giriyodu ama kimse kimseye karı gibi, depresyona girdim hem de acaip büyük girdim felan demiyodu! Girip çıkıyodu. Sana noluyo? Hemen bi afralar tafralar depresyondayım hem de majörmüş felan. Ben napim yani sen depresyona girdiysen hem? Baa niye anlatıyon? Belki ben hiper depresyondayım ne biliyon? Ama zaten bilmek istemezsen ki! Çünkü bence depresyon çok ciddi bi dikkat çekme çabasıdır! Ama yemezler koçum. Ya da yerler de benden çektiğin dikkat bi işine yaramaz olsa olsa taşşak geçerim senlen. Bugün depresyona giren yarın Ergenekondan içeri girer felan derim. Depresyonmuş! Bana mı sordun da girdin, şimdi de çıkmak için benden yardım bekliyon maymun! Hatta bence bütün saykolojik hastalıklar dikkat çekme çabasıdır. Sakın bana kalkıp günümüz toplumunda bireylerin yalnızlaşması martavalını anlatmayın amına koyim, ilk çağı düşünün sadece. Karanlığın ortasında vahşi doğanın ortasında, dinozorların, mamutların ortasında, saçı sakalı birbirine girmiş adam oturuyo yazık depresyona girmiyo sen giriyon öyle mi? Siktirin ordan. İşiniz gücünüz yok ondan depresyona giriyosunuz işte götler! Sırf Dostoyevski, Jim Morrison, Camus felan bunalıma girmiş diye siz de bunalıma giriyosunuz. Özentiler! Hepiniz yalancısınız! Netameli günler dileriz…