ÇOCUKLUK VE ERGENLİK ANILARIM SERİSİ AKA MASUMİYET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÇOCUKLUK VE ERGENLİK ANILARIM SERİSİ AKA MASUMİYET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2009 Salı

SOSYOLOJI AKA NERİMAN ...

hoca – Şimdi bu olguya sosyolojik açıdan bakacak olursak ...
t&t durden – Hocam! Bir şey sorabilir miyim ?
hoca – Sor...
t&t durden – Sosyolojik açıdan bakmak ne demek olguya?
hoca – Ne?
t&t durden – Yani biz kendi açımızdan baksak daha öznel, daha bir yaratıcı olmaz mıyız sizce?
hoca – O da farklı bir bakış açısı tabii...
t&t durden - Yıllardır bu dersler hep böyle işleniyor. Aynı sorular, aynı cevaplar, aynı planlar... Biz neden üniversiteye girdik peki hocam kendi bakış açılarımızı kullanamayacaksak? Yaratıcı güçlerimizi kullanıp alternatif üretme denizine bir damla da biz damlatamayacaksak? Değişik planlar üretip, onların uygulanabilirliğini sorgulamak dururken? Bıktık artık di mi Neriman? Sosyoloji dediğiniz bu bilim dalı ne ki bu şimdi? Aynı çözümler, aynı yaklaşımlar, aynı sıkıntılar sanki her kültürde yaşanıyor! Bizim toplumla ne ilgisi var bu sosyolojik yaklaşımların? Ecnebiler kendi kültürel doneleri ışığında bulmuş, anlat baba anlat. Hadi sen de söyle Neriman... Ne kadar sıkıcı bir ders olduğunu söyle. Yeter ulan de. Neriman???... Neden hocaya bakıyorsun? Bana baksana?
hoca – Sıkıştırma kızı...
t&t durden – Hocam, sosyolojik olarak mı baktınız benim Nerimana davranışıma yoksa nereden baktınız ?
hoca – Sen çık bakiim dışarı. Biraz da pencereden izle dersi...
t&t durden – Ya peki tamam. Sosyolojik herşey mına koyiim. Tamam sustum.
hoca – Çıııııııııııııııııııııık...
t&t durden – Çıkıyorum hocam çıkıyorum ... Neriman bir daha da gelip bana sosyoloji ile ilgili dert yanma! Satılmış! This beautiful future must die ulan !!!
neriman – Hocam! Peki şu olguya nasıl bakabiliriz sosyolojik olarak ?
t&t durden – ???? Allah belanı versin senin olgu gibi Neriman! Nasıl bakabilirmişiz!!! Dürbün sanki bu herşeye bakıyon bunla! Utanmaz! Ağzına sıçim senin Neriman! Olgu derken de dudağın iğrenç oluyor!
hoca- Sallanma hadi! Kapat kapıyı artık! Çık hadi!
t&t durden - Fok u!!! Çıktım...

16 Mayıs 2009 Cumartesi

ESKİ YAZLIK DİSKOSU AKA NEYDİ O GÜNLER...

Bizimkisi biraz yukarıda bi yerlerdeydi, denize hakim, çok rüzgar alırdı. diskomuzun yan duvarlarını oluşturan brandalar bu rüzgar yüzünden flop flop ritim tutardı oynadığımız müziklere. mükemmel rap yapardım o zamanlar, ayak hareketlerimle aklını alırdım manitaların. bazen de diskonun denize bakan tarafına gelir, rüzgarda dalgalanan saçlarımla sigaramı içerdim sakince karanlığa bakarak. yanıma bi manita gelsin de gizemli gizemli tavlarım diye. gelmezlerdi. ben de gidip dansa kaldırırdım onları. bazıları dansa da kalkmazdı mına koyim. ne geldin lan o zaman diskoya! o tip durumlarda ben zaten metalciyim olm derdim dansa kalkmayan kıza... neyse ne diyoduk. haa genelde geceleri bi bok görünmezdi karanlıktan denize bakınca diskodan. hava açık ve ay sağlam ışık verdiğinde nefis olurdu ama görüntü. Denizin üzeri böle yalpalardı ışıl ışıl.

neyse günlerden bir gün biz 3 arkadaş çakmışız biraları zurnayız. gerçi 2 bira felandır herhalde hepi topu, sarhoş olmuşuz işte, genciz o zamanlar, yaş 13 bilemedin 14. indik deniz kenarına. ay tam dolunay. disko cillop herkes görünüyo. orası ışıklı tabi. hurra atladık denize yüzüyoruz. sonra sıyırdık mayoları götümüzü sallıyoruz diskodakilere doğru hahahah nası eğleniyoz ama neyse. sonra sıkıldık denizden diskoya manita avına gittik. kızların kendi aralarında konuşmalarından önce kıllandık. noluyo dedik. “inanılmaz ama 3 tane bembeyaz göt gördük denizde az evvel” dediler. hahhaha ulan yanmışız arabın taşşaa gibi tabi, çıkmış mayonun altında kalan pamuk tenler, ampül gibi parlamış denizin ortasında karanlığın içinde bir mucize gibi hahah kahkahalar atmıştık kızların yüzüne karşı. denizgötleri sürüler halinde gezer diye iğrenç espriler yaparak, bir yandan kulaklar kızararak, ense köklerine inen sıcaklık artarak. kızlardan o zamanlar hallendiğime anlatmaya niyetlendim mevzuyu. “çılgınlığa inanır mısın?” dedim. “inanmam” dedi. ben de anlatmadım. o sırada pump up the jam çalmaya başladı, atladım piste, dağıttım ortalığı figürlerimle normal bir insan gibi...

ay dolunay, brandalar flop flop... bu gece de öpüşme olmayacağını anlayan erkekler de ayılar gibi hopluyordu yazlık disko pistinin ortasında kanter içinde, gelecek gecelere yatırım yapma amaçlı kendilerini kikirdeyerek izleyen kızlara hafif kesikler atarak. sonra babam geldi “hadi evee!” dedi amuğa koyim... görmemiş gibi yaptım onu. figürlerime deli gibi devam ettim. tam belma yı keserken kulağımda tarifsiz bir acı hissettim. “saat kaç ulan hayvan! annen uyumadı hala seni bekliyor, yürü gidiyoruz” dedi babam...

sabah kumsalda belma bana bakıp kikirdedi. derhal yanına gidip “yürüyelim mi kumsalda?” dedim. olur dedi... hava nefisti... belma ya o sene matematik hocasının anlattığı bir hikayeyi anlattım. pek ilgi göstermedi. ben de ona “metalciyim ben aslında” dedim hahahha diye güldü belma.

Akşam diskoda dans ettik belmayla sonra diskodan denize bakalım mı dedim ona. olur dedi. hava mükemmeldi, ay dolunay. elini tuttum belma'nın. seni seviyorum dedim ( hahaha lan nerden seviyon göt! ) belma da beni sevdiğini söyledi. kesin öpüşecektim bu gece. çok mutluydum... denizde iki adet göt gördüm o an, kahkahalar attım içimden...

26 Şubat 2009 Perşembe

ÇOCUKLUK VE ERGENLİK ANILARIM SERİSİ AKA MASUMİYET


Küçükken yaptığımız bi ton şey var. Ve gördüm ki bunları yazmak büyük prim topluyor. Gerçi tam küçüklük de değil işte ergenlik de olur. Genelde de salaklık çerçevesinde olmak zorunda bu olaylar. Bunları dile getirdin mi millet deli oluyor. Bundan sonra bunları da bloguma yazacam ki primlerim artsın internet dünyasında. Herkes beni okusun, eklesin bloguna. Ben de gugıl reklamları ile geçinir hale geleyim ki çalışmayı bırakabileyim. Başlıyoruz.

İşte ilk anım ;


Küçükken çok yalnız bir çocuktum. Kendi kendimle oynamaya bayılırdım. (Haydar Dümen mektubu gibi başladım lan!? Ama yok yanlış anladınız beni devam ediniz lütfen çok masumane bi yazı bu) Bayılmazdım da arkadaşım yoktu pek. İki kız kardeşim vardı onlar da benle oynamıyordu çünkü ben onları döverdim felan. Neyse en sevdiğim atraksiyonlardan biri mahalleye çıkıp yerden kum alıp saçıma dökmekti. İnşaat tipi kumlar nefis olurdu. Niye döküyon lan kafana kumları diyenleri duyar gibiyim. Ne biçim de duydum sizi : )) Bence pek yakında internet sesli olacak, bu onun simulasyonu. Neyse. Kumları saçıma dökerdim sonra da elimle saçıma vurup temizlerdim üst bölgelerdekileri. Çünkü kafada bariz kum toprak varken ortada gezmek saçma olabilirdi, enkaz altından çıkmış gibi. Amacım dikkat çekmek değil keyiflenmekti. Üst bölgeleri temizledikten sonra rahat rahat elimle saçımla oynamaya başlardım. Amaç şu ; Kum tanelerini saçımın içinde tırnaklarımın içine girdirerek yakalamaç. Bayılırdım bu oyuna. Saatlerce oynanır. Tam bitti derken yeni bi kum tanesinin tırnak içine girip yakalanması müthiş olurdu. Bi keresinde anneannem bitlendim sanmıştı. Gel bakim oğlum haldır haldır kaşınıyor bu oğlan dediydi. Yanına bi gittim kadıncaz deli oldu. Oğlum kim döktü kafana bu kumları dedi. Ben de mahalleden bi çocuğun üstüne atmıştım. Bi keresinde de kum saatinin içindeki kumları kafama döktüm. Bulup bulup geri doldurdum kum saatinin içine. Tam 6 saat sürmüştü. Ama kum saatinden öğrenemedim, tavuklu çalar saatten öğrendim 6 saati. Kum saati bi daha çalışmadı.



Neyse böylelikle içtenlik dolu bi yazıyı daha sonuna getirdik. Bundan böyle nerde içtenlik orda ben. Bakalım nası prim toplucam. Satacam kendimi bana para lazım : ))))))))