19 Aralık 2008 Cuma

MEVLANA, SAVAŞ VE BEN...

Dün gece yolda yürüyorum. Yol kenarını parsellemiş bir değnekçi "Gel gel gel" yapıyordu park etmeye çalışan bir arabaya. Kafasında garip bi sarık, üzerinde yeşil bir kaftan vardı. Nev-i şahsına münhasır bir moda anlayışı var adamın diye düşünürken ben, yakınlaştıkça değnekçinin Mevlana olduğunu gördüm. Hala "Gel gel gel" çekiyordu arabaya. Adam arabayı park ettikten sonra Mevlanaya 5 YTL verdi. Mevlana da parayı alıp sakalının her iki yanına sürttürüp gülümseyerek kaftanın içlerine soktu. Şaşırmış hem de çok şaşırmış olmakla beraber yürümeye devam etmeye, sanki hiç garip bir şey yokmuş gibi davranmaya çalışıyordum ki çok eski bi arkadaşımı gördüm. Yanında Wietnamlı bir kadın, kadının kucağında da arkadaşımın kafasının tıpa tıp aynısı bir kafaya sahip bir bebek vardı. Arkadaşıma şaşkınlıkla baktım çünkü kendisi zaten evli ve çocukluydu fakat bunlar onun çekirdek ailesinin devamı değildi. Arkadaşıma dedim ki "Abi 100 metre geride bi otopark var Mevlana değnekçi olarak çalışıyor buna inanabiliyor musun?" Şaşırdım kendime. Oysa ki ben ona "Lan allahsız! Senin karın ve çocuğun vardı zaten! Onlara naaptın? Ne bu Wietnamlı kadın ve bebek?! Hem bu bebeğin kafatası neden seninkisiyle tıpa tıp?!!" diyecektim. Arkadaşım da bana cevaben " Savaş çok kötü birşey dost" dedi. Şimdi delirecektim. "Lan ne savaşı amın düdüğü" demeye kalmadan, inceden bi siren sesi gelmeye başladı. "Hava saldırısıııııııııııııı!" diye bağırıp kaçışıyordu tüm insanlar. "Lan noluyor" demeye kalmadan koşmaya başladım. Tam otoparkın oradan geçerken Mevlanayı yerin dibine doğru açılan bi kapağı kaldırmış insanlara "Gel gel gel" derken gördüm. Göz göze geldik Mevlanayla. Tam bu sırada kafası, arkadaşımın kafatasının küçük bir fotokopisi olan Wietnamlı bebek arkadan "İlerleyelim beyler" dedi. "Lan sen nası Türkçe konuşmayı öğrendin bamya kadar boyunla " demeye kalmadan bana tekme atıp geçti yanımdan leblebi kadar kafasıyla. Mevlana onu da içeri aldı. Bana da bakıp "Gel" dedi. Gelmem manasında omuz silktim Mevlanaya. Siren sesinin şiddeti inanılmaz artmaya başlamıştı. Anladığım kadarıyla artık bombaların düşmesi an meselesiydi fakat hala bizi kimin, niye bombalıyacağını anlayamamıştım. Mevlana bir süre daha bana baktıktan sonra kendisi de sığınağa girip kapağı kapattı. Sokağın ortasında tek başıma kalmıştım. Siren sesinin şiddetinden kulaklarımı ellerimle kapatmıştım. Ortada bomba falan yoktu. Anladım ki hiç olmayacaktı, insanları kandırıyorlardı. Ama siren sesinin desibeli ölümcüldü. Kulaklarımdan kan akmaya başlamıştı ki cep telefonumun sabah alarmı göz kapaklarımı hareketlendirdi. Saat 08:45 idi. İşe gitmeliydim...

3 yorum:

kaba dedi ki...

"ne olursan ol topla gel"

vaziyet dedi ki...

bana kalırsa bir daha sahlep içip yatmayın sayın travis ve tyler beyler.

Cindy Vortex dedi ki...

mevlana'nın "ne olursan ol gel" sözünden önce birisi kapısını tıklatıp mevlanaya seslenir:
- may i come?