27 Mayıs 2010 Perşembe

ZIM ZIM ZIMEYY GEZİSİ PART 1


(Gezi rotamız temsili)

Öncelikle bundan kelli GAP turuna çıktım diyenlerin dilini ısırırım habarınız ola. Güneydoğu Anadolu Projesi turuna çıkmak ne demek olm? Sen hiç hayatında proje turuna çıkan birini gördün mü? Ne bakıyon bön bön? Öyle bölge ismi mi olur andaval? Dolayısıyla ben Güneydoğu Anadolu turuna çıktım. Çok da güzel çıktım. Anlatayım da dinle.

Yıllardır Betsy and Marla Singer Mardin’e gidelim, Hasankeyfte yürüyelim, Balıklı göle bakalım, Nemrut’a tırmanalım diye başımın etini yedi. Ben ise her seferinde öldürseler gitmem oralara. Deniz yok bar yok. Napıcam ben orda, kentsoylu bir insanım ben diyerek burnumun deliklerini havaya kaldırarak dururdum karşısında. Ama bu kez 2 arkadaş daha niyetlenince iyi lan hadi çıksın aradan diyerek ikna oldum zira başımda et kalmamıştı didiklenecek. Kurukafa rulzz!

Yolculuğumuz Gaziantep havaalanına inerek başladı. GA(bundan sonra bölgeye bu isimle hitap edicem) sıcacık insanları ile bizi sarmaladı. Aslında sarmalamadı. Adamın biri elinde Eliot James yazılı bir karton tutuyordu. Hi I'm Eliot diyerek adama yürüdüm. Çok sevindi sarıldık. Sonra birden selamünaleyküm gardaş. Ben Eliot değilim dedim. Adamın yüzü asıldı. Kiralık arabamıza binip mutlu mutlu yola koyulduk. (Eliot daha gelmemişti. )Yok lan ben hiç mutlu değildim. Amına koyim ben böle tatilin diye içten içe saydırıyordum. Ama yüzümü gören sanki bağa mutluluktan ölmekteymişim gibi sanırdı. Neyse bi baktık benzin ışığı yanıyor arabanın. Derhal bi petrol istasyonuna girip benzin aldık. Fulledik depoyu. Bundan sonra gireceğimiz tüm petrol istasyonlarında olacağı gibi bize çay ikram edilmişti. Onu yudumluyordum ama içimden hala saydırıyordum. Sonra ben arabaya doğru yanaşırken bir de ne göreyim? Alttan benzin akıyordu hem de şıpır şıpır. Derhal şirketi aradık. Lan olm bu ne biçim araba? Benzini üstten dolduruyoz alttan gidiyo. 1000 lira harcadık hala depo dolmadı diye veryansın ettim. Hemen geliyoruz efendim dediler. Biz bu arada ikram edilmiş 2. Çaylarımızı da yudumlarken kiralıklar geldi. Şamandırayı kırmışınız depo 60 litrelik siz 125 litre benzin doldurmaya çalışmışsınız içine dediler. Tamir ettirip gelelim dediler. Ok dedim. Ama sinirli bir ok. Verdim veriştirdim. Sonra adamlar aynı paraya Mercedes karavan teklif ettiler bize. Özür diliyorlar. Ama bir yandan da şamandıra tamir oldu hiç bi sorun yok artık diyolar. Ona da ok dedim sinirli sinirli. Peki ya yere akan 1000TL lik benzin parası ne olacak dedim. Cevab veremediler. Zaten cevap verme bana para ver dedim. Aldım 1000TL yi bunlardan. Biz şamandırası tamir olmuş ilk arabaya binip yola çıktık lakin 2 saat kaybetmiştik. Tüm planlarımız altüst olmuştu. Kimbilir belki de o 2 saat hayatımızın en önemli 2 saati olabilirdi. Ama kayıptı işte. O yüzden aldım 1000TL bunlardan. Saatim 500TL ya geldi. Bence güzel para. Neyse Şanlıurfa'ya doğru yola çıktık GA da.

Ortam tarla ortamıydı. Her yer tarla ekim biçim işi. Vay be dedim. Hiç beklemiyordum. Hele Urfaya gelince asıl hiç beklemediğimin Urfa olduğunu anladım. Daha doğrusu anlamadım. Lan dedim biz araba sürerken acep uyuduk da Halep'e mi geldik? Ortam bildiğin Suriye gibiydi. Kadınlar Arap kadını gibi erkekler de Arap erkeği gibiydi. Meğerse zaten Araplarmış. Vay bana vaylar bana. Balıklı Gölden 4 kilo balık avladım. Yer gök balıktı olm. Çok kolay oldu. Sırt çantamı sokup sokup çektim göle. İçi balık doldu. Bazı balıklara da sarılarak yahut ortalarına geçerek foto çektirdim. Kulak yaptım Urfalı balıklara arkadan. Çok sıcakkanlı balıklar Urfa'nın balıkları. Sweet.


(birazdan sırt çantamla yakaladığım balıklar)

Sonra bi de kebap yemeye gittik tabime. Mükemmele çok yakındı. Hele bi de sıvı isot içinde soğan vardı ki of. Dedim garsona İbo da geliyor mu buraya, kebabı yiyür mu? Yok abi dedi. İbo abim marka sevmez. Münferit yerlerde yer. Ciğerci bi arkadaşı var ona gider. Çok iyi dedim. Peki sende Ayağında kundura'nın olduğu albümü var mı dedim yok dedi. Ayıp sana be dedim. Ondan sonra Urfadan ayrıldık. Urfanın bazı arka sokakları bildiğin Pakistan gibiydi. Taziye evi gördüm. Güzel sektör. Ben de girecem o sektöre. Poşi 2TL ydi. Almadım.

(Urfada kebap ortamları)

İstikamet Harrandı. Asık suratım neşelensin diye Harran Kültür Evi adlı güzide bir mekana gittiğimiz belirtildi. Neşelenemedim. Çünkü tam neşelenmeye niyetlenmişken Harran’a gelmiştik. Ve çünkü Harran inanılmaz ıssız ve bakımsız, virane, fakir bir köydü. Belki de köy bile değildi. Sarıydı. Çöldü. Arabayı park eder etmez ıssızlığın ortasında nereden peydahlandıklarını bile anlayamadığım küçük çocuklar aniden etrafımızı bundan böyle her gittiğimiz yerde olacağı gibi sardı. Kah bize bölgeyi anlatmak kah da yeşil leblebileri ipe dizip meydana getirdikleri bilenzikleri satın almamızı üsteliyorlardı. Yok dedim. Olmaz dedim. Gülümsedim. Havaya baktım. Cebimde bişi arıyormuş gibi yaptım. Sinirli baktım. Okula gidiyor musun dedim. Zım zım zımey deyip halay çektim. Hiç gitmediler. Dedim bunlardan Samsung’a bi satış ekibi kur bak nası da pazarın mına koyarlar. Mükemmele çok yakın bir satış ekibi. Hem de asla yılmıyorlar koca koca gözleriyle. Bi tanesi arabamızın çizilebileceğini ya da lastiğimizin indirilebileceğini ima etti. Üstüne yürüdüm. Hava çok sıcaktı. Harran Kültür Evi’ne girene kadar peşimizden geldiler. Bilezik satmak ya da yörenin tarihini anlatmaktı amaçları. Sıcak beynimi yedi. Tek tesellim yine de Harran Kültür Evinin o nezih ortamında yudumlayacağım espressolar ve yanında üzümlü iber yarımadası kurabiyeleriydi. Fakat Harran Kültür Evi tam karşımızdaydı? Kahkaha attım içimden bunu karşıda görünce. Kafayı içeri bi uzattım ve gördüm evi. Kültür şokuna maruz kaldım. Kültür evi değirmen taşlarının etrafına dizili tahta taburelerden oluşuyordu. İçerden kafatasının etrafına mor bi eşarp bağlamış, yüzü topraktan hallice bi amca helllöö diye bize el salladı. Hello değil selamünaleyküm dayı dedim. Ehlen ve sehlen dedi. Buyur etti bizi. Hoşbılduk dedim. Oturduk. Allahtan güneş gözlüğü vardı gözümde de gözümün nasıl da ayrık olduğunu kimse fark edemiyordu. Şaşkındım. Sonra genç bi çocuk bize mıra getirdi. İçtik. Gruptan biri mıra içtiği fincanı masaya koyunca çocuk başladı Hadi beni everecen artık gibi şeyler söylemeye. Bu işin kuralı buymuş. Masaya konmazmış. Eline geri verecekmişin mıra içtiğin fincanı. Bizim kız da ne bileyim ayol hiç de bile dedi bize öyle bir bilgi gelmedi dedi. Hem sen daha küçüksün napıcan evlenip dedi. Oğlan 18 yaşındayım. Tam yaşımdayım. Gencim güçlüyüm diye itiraz etti. That joke isn’t funny anymore dedim çocuğa. Bana soğuk bi soda ver bakim ordan deyip olaya müdahale ettim. Sonra foto çektik. Dışarı çıktık. Tabi ki çocuklar ve onların iri gözleri eşliğinde arabaya kadar yürüdük. Artık çocuklara kızamıyordum. Normal hava su toprak gibi bişilerdi benim için. Arabaya bindik ve gavur amı gibi yanan topraklara sürdük arabamızı...

(Harran Culture House)

(ARKASI YARIN)

4 yorum:

Mete dedi ki...

Zım Zım Zımey Part 2 ve Part 3 için çok ağır Spoilerlerim var. Bir an önce yazmazsan hepsini açık ederim.

#spoiler#
Abi anlatayım mı abi :))
#spoiler#

Travis and Tyler Durden dedi ki...

???!!!! Allahaşkına anlatma Mete!

Not : Mete Harranlı çocuklardan birisi. Harran Kültür Evi'nden nete bağlanmış sanıyorum ve inanamıyorum

: ((( Hala anlatayım diyor.

HÜSEYİN USTA dedi ki...

Bu bölümü naklen izlemiştim artık diğerlerine bakalım.

zaza dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.