4 Ağustos 2008 Pazartesi

KORKU YAKAMDAN DÜŞMÜYOR...

Telefonda “Aloee” kelimesini duyar duymaz anında tanımıştım onu. Sanki yüzyıllar öncesinden gelen bu ses elimi ayağıma dolaştırmış fakat savunma mekanizması mıdır nedir yine de “Kimsiniz?” lafı çıkıvermişti ağzımdan. Her zamanki gibi salaktım. “Ben Ebru ya tanımadın mı?!!!” dedi. “Aaaa Ebru merhaba naber yeea?” dedim şaşırmış gibi, sahtekarca. Sesim titriyordu heyecandan. Dizlerimin bağı çözülmüştü. “İstanbuldayım. Eğer müsaitsen yarın akşam görüşmek isterim seninle” dedi.

Seneler önceydi. Her gün okula onun için giderdim. Her sabah onun için uyanırdım. Her şarkıyı, her olayı ona anlatmak için dinlerdim ve okul bitti. O İngiltere’ye gitti. Bir daha da ne gördüm onu, ne de duydum düne kadar. Bu akşam her zamanki yerimizde, Kadıköydeki kayalıklarda buluşacaktık. Nefes alırken ölecek gibi oluyordum heyecandan. Bunca sene sonra ?!!! Ebru : ))))))))))

Birkaç aydır birlikte olduğum kız arkadaşımı arayıp, uyduruktan bir kavga çıkarıp ayrıldım. Ebru dan başka hiçbir şey düşünemiyordum çünkü. Yılların adı var, göz yaşlarımın tadı var. Yıllar önce, yıllar boyunca ona aşık kalmıştım. Hiçbir zaman birlikte olmayı beceremedim. Hiçbir zaman unutmadım. Hiçbir zaman ona açılmadım. Bazı geceler, çok fazla geceler o sarhoşken, onu eve bıraktığımda istesem öpüşebilirdim belki sevişebilirdim bile belki fakat asla cesaret edememiştim. Asla onu o halde kullanmak aklıma dahi gelmemişti. Onu düşünerek uykuya dalardım sabahlara karşı. O hep karizma adamlarla birlikte olurdu. Çılgın adamlar, yazar adamlar, şair adamlar, müzisyen adamlar. Sürekli başka başka adamlar gelir geçerdi yanından.

Bir gece, o son gece, upuzun bir akşamın gecesi, sarhoş sarhoş Kadıköyde kayalıklarda oturmuş içiyorduk Ebruyla. Omzuma başını yasladı. Götüm titremeye başlamıştı heyecandan. Dimdik durmaya çalışıyor, sanki Ebrunun kafasının ağırlığı bana kuş tüyü gibi geliyor gibi yapmaya çalışıyordum. Göğüs kaslarımı sıkmış dimdik duruyordum. Ebru da gittikçe tüm ağırlığını bana veriyordu. Belim zonkluyordu. Kayanın sivri ucu çok rahatsız ediyordu altımdan. Bir yandan da tüm bir kokusu burnuma, ordan beynime ordan… Muhteşem kokuyordu. İnanılmaz mutluydum ağlamaya başladım. “Ebru” dedim. “Efendim?” dedi. Tüm cesaretimi toplamıştım. “Ebru ben…” dediğim an bir gökgürültüsü koptu arkamızda, gecenin karasında. “Öaağğğrrhhhh Ebru lan sen misin?” diye. “Oha Berk? Hahahh olm ne arıyorsunuz burada?” dedi Ebru. Akabinde birbirlerine sarıldılar. Yaklaşık 15 dakka sürdü sarılma merasimi. Bana kimse sarılmadı. Yanımıza 16-17 kişi oturdular. Yanımda oturan kız bana “Niçin ağlıyorsun?” dedi. “Siz gelmeden az evvel gözüme deniz anası değdi” dedim. Hayvan gibi güldü. Ebru Berk’in neredeyse kucağında oturmuş ona az evvel bana anlattığı hikayeyi anlatıyordu. Araya girip hikayenin sonunu söyleyesim geliyordu ama susuyordum. Yanımdaki kız “Deniz anası nası değdi ya gözüne?” dedi. Kıza cevap vermedim. Ben artık Ebrudan o kadar uzakta oturuyordum ki sanki orada oturmuyordum, eve gidip otursam aynı şeydi. Öyle de yaptım. “Ebru iyi geceler görüşürüz” dedim. Fakat cılız seslenişim, Berk’in bi esprisiyle kalabalığın patlattığı kahkahaların arasında kayboldu gitti, ben de Kadıköy’ ün karanlık sokaklarında. Ebruyu son görüşüm o geceydi.

Ebru orada oturuyordu. Bir ara tökezledim etrafı seyrederek yürümeye çalışırken sanki onu görmemiş gibi yapacam diye. O kadar güzeldi ki. Saçları her zamanki gibi kızıldı. Rengarenk bir hırka vardı üzerinde. Yüzü bana doğru döndü. Ekvator gibi yayıldı gülümsemesi yüzüne ve çığlıklar atarak bana doğru koşmaya başladı. Gözleri Yağmur ormanları kadar yeşil, ıslak, diri ve canlıydı. Üstüme atlayıp sarıldı. Kokusu aynıydı. “Şimdi ölsem ne güzel olur lan” diye düşündüm. Belki de artık şansım dönmüş, zamanım gelmişti. Ebru anlamıştı asıl benim onu sevdiğimi. Sıkıca sarıldım ona.

Oturduk epey, bir sürü konuştuk, şarap içtik. Güneş battı. Bana sürekli garip garip bakıyor sonra da gülümsüyordu. Gözlerinde yakamozlar batıp çıkıyordu. Ölecektim heyecandan. Bu bakışlar hiç normal değildi. Kesin bana bir şey söyleyecekti. Çekiniyordu. Elimi tutup o Elf gibi sesiyle “Korku yakamdan düşmüyor” u söylemeye başladı. Murat Çekem duysa, şarkıyı ona bırakıp gider Tibete yerleşirdi eminim, belki de yerleşmiştir gerçi bilmiyorum epeydir görmüyordum kendisini. Ebru ellerimi seviyor, bana bakıyor sonra denize uzaklara dalıp geri geliyordu gözlerime. Ben ara ara ağlamanın sınırlarına gelip zor toparlıyordum kendimi. Öyle mutluydum ki!!! Sanıyorum bu geceden sonra artık hayatım asla eskisi gibi olmayacaktı. Sonunda ben de mutlu olacaktım. Ebru en sonunda her iki elimi de ellerinin arasına aldı ve 1 dakika boyunca gözlerimin içine baktı. 2 şişe şarap içmiştim. 1 dakika bana 1 ömür gibi gelmişti ve artık zamanı geldi diye düşünüp, gözlerimi kapatıp, dudaklarımı yıllardır üzerlerine gömmek istediğim, o inci dişlerin pembe surlarına uzatırken, Ebru’nun sesini duydum. “ Bana 5000 YTL borç verir misin? Berk’in işleri biraz bozuk da …”

Gözlerimi açtım. Komaya girmiştim ya da çıkmıştım, o an bilemedim. Büzülmüş ve uzamış dudaklarımı geri çektim. Kaşlarım epey bi havaya kalkmıştı. Bir süre Ebru ile elele tutuşarak bekledim. Hala bana gülümseyerek bakıyordu boklu dere rengi gözleriyle. Sonra “5000YTL borç mu vereyim???” dedim hayretle. Söylediğim şeye kendim bile inanamıyordum. Bunca yıldan sonra, olacak şey değildi.

Ebru’nun rengarenk hırkasının üstüne kustum. Ağlamaya başladım…

24 yorum:

gofret beyin dedi ki...

5 bin ytl para değil travis... bulunur. sen mp3 player'ını sat, biz de sorar soruşturur, bulur buluşturur, verir veriştiririz... bu güzel öykün için de teşekkürler. öykünün bazı yerlerinde 900'lü hatlardaki kadınların anlattığı öykülerin tınısını buldum. yüreğine sağlık.

travis and tyler durden dedi ki...

Sevgili gofret beyin,

Artık şu mp3 player mevzunu kapatsak diyorum? Sitemim bana dostların büyük serzenişleri şeklinde geri döndü. Az evvel kırdım mp3 playerımı. Balkondan da aşşa attım. Ok mi?

Merci boku...

radioheadbanger dedi ki...

hahah bir woody allen filmi okudum.

travis and tyler durden dedi ki...

Sevgili radioheadbanger,

Teşekkürler. İşte duymak istediklerimiz bunlar. İşte yorum işte sentez. Tam bir entelektüel yaklaşımı. 900 lü hatları arayıp dinleyenlerin değil!!!

Yahudi bir kel dörtgöz gibiyim diye seviniyorum. Eminim mükemmele çok yakın bir ipod sahibisindir dostum :)))

Yüreğine sağlık...

t&t

jondaff dedi ki...

bu kızın kafasını, gözünü kırıp, suratına 10000 ytl çarpıp, al bunu berk salağına ver, yarısıyla da hastane masrafını ödersin desen nasıl da havan olurdu. ama önce banka soyman gerekirdi. orada, yüzünde naylon çorapla havalı durur muydun bilemem
çok hüzünlü bir öykü:( yüreğini sağlam tut dostum.ışık seninle:(

travis and tyler durden dedi ki...

sağol jondaff dost...

gregor samsa dedi ki...

parası olmamasına işleri kötü gitmesine rağmen Ebru' nun Berk' ten vazgeçmemesi sanırım Berk' in performansına bağlanabilir. Amiyane tabirlerde var bu durumu açıklamak için ama bu öykü hep böyle kalsın hep cana yakın.

oo piti piti karamela sepeti dedi ki...

sevgili ttd,

2 gündür nerde olduğun ortaya çıktı!

hikayeni okudum, gerçek mi bu şimdi? kara mizah mı yaptın yoksa?
eğer gerçekse, blog'unu intikam amaçlı kullanman beni üzdü. kaleminin çok güçlü olması sebebiyle insanları yazılarınla dövüyorsun bu bir gerçek. lakin bu yönünü iyilik için kullanmalısın.

berk e gelince utanmıyor mu hiç gül gibi kızı sana göndertip para istettiriyor? iti var köpeği var afedersin. haberi yok berk'in diyorsan, o zaman bu kızdan sana hayır gelmez. yarın sen dara düşsen, gider berkten para ister bu.

ağır konuştuysam özür diliyorum. tum hakları bana aittir.

Adsız dedi ki...

berke 1 ebruya 2 saygılar...

Traybıl Enfekşın dedi ki...

aziz dostum t&t;
bu nadide eserin, ızgarada iyice pişmiş levrek üzerine sıkılmış limonun levreğin derinliklerine işlemesi gibi, yüreğime işledi. yüreğine sağlık.

belki senin sadık okuyucu kitlen korku yakamdan düşmüyor'u bilmiyor olabilir. murat çekem ve mercury'i hakaret olarak düşünen bile olabilir. bu sebeple ekte bu şarkıyı yolluyorum.

en hisli selamlarımla.

korku yakamdan düşmüyor</A

travis and tyler durden dedi ki...

Sevgili tribal,

Şarkıyı buraya koymakla büyük sevaba girmişsin. Böylelikle genç nesiller de dinleyip keyfini sürecek bu güzide eserimizin.

Yüreğine sağlık,

t&t

travis and tyler durden dedi ki...

Sevgili piti piti karamel,

Sen şimdi David Lynch filmi izleyince aaa David e bak neler yaşamış mı diyorsun? Ya da Agatha Cristie romanları okuyunca aa kadına bak ne biçim cinayetler işliyor mu diyosun? Demiyosun, dememen lazım.

Berk ve Ebru konusundaki fikirlerinde ise komple arkandanım.

Saygılar,
t&t

travis and tyler durden dedi ki...

Sevgili Gregor,

Biliyorsun Berk ismi ülkemizde artık Murat kadar popüler bir isim. Dolayısıyla parasız "Berk" in kayalıklardaki Berk olduğunu nerden bilebiliriz? Bilemeyiz.

İşte size mülemma gibi bir dilemma. Hayat çok güzel bir muamma.

Saygılar,
t&t

aşkın dedi ki...

Parçaları birleştirince postmodern İbrahim Tatlıses çıkıyor.
''Minibüste mp3 player arşivi keşfedilen Travis başarılı bir radyo programcısı oldu.Berk Kadıköy sahilde buğuculuk yapmaya başladı.Ebru ise en son kusmuklu hırkasıyla İstiklal'de çökmüş vaziyette tanıdık şarkıların çalındığı bir radyo programının caddeye taşan sesini dinlerken görüldü''

Traybıl Enfekşın dedi ki...

sevgili "tnt dynomite" (ac/dc'ye selam olsun)

ne demek, yeni nesillerin bu tarz nadide eserlerle tanışması beni ne kadar mes'ud ediyor bilemezsin.

bu vesileyle teoman yakupoğlu'nun sesinden bir murat özyüksel bestesini de paylaşmak isterim

harbe giden sarısaçlı çocuk
harbe giden sarısaçlı çocuk

aşkın dedi ki...

Sevdanın yolu dertlerin sonu
Mutluluk dolu arabesk
Hasretlere sevgilere
Ümitlere arabesk

Sevda çeken gönüllere
Sevenlere arabesk
Fakirlere zenginlere
Entellere arabesk

Adsız dedi ki...

Yazık olmuş bir sürü insana. Aklım sepetlenen eski kız arkadaşta kaldı, yazık. Onun günahı neydi? Dinsiz-imansız-haklanma ilişkisi kurmak pek mümkün olsa da, neticede çok komik bir hikaye olmuş.
Thnx

travis and tyler durden dedi ki...

Sevgili tribal enfeksiyon,

Cenk Erdem biraderlerim de o şarkıyı harbe giden sarı saçlı gocuk diye söylerlerdi ehhe

kaba dedi ki...

"herkesin hayatında bir ebru vardır"

kaba şimşek

kaba dedi ki...

"herkesin bir ebru'su vardır, kavuşamadığı"

kaba şimşek

bu daha şiirsel oldu.

travis and tyler durden dedi ki...

kaba,

Şiirle aranda fersah fersah okyanuslar var.

GŞS

Selim Isik dedi ki...

Sevgili T&T,

Benim gerçekten vardı böyle bir Ebru'm. Adı da Ebru'ydu yani sanat yapmıyoruz burada. Ve ne acayipti ki kızı görmemiştim bile. internette başlayıp, orada biten bir saçmalıktı benimkisi. Kızla aynı şehirde 5 kere buluşmaya kalktım, her seferinde ekildim. Sonra da gitti, Amerika'ya zaten.

Yani demem o ki, Ebru o gece senden para istemeyip de, seni sevdiğini söyleseydi bile bu yalan olurdu. Çünkü bir kadın okuduğum kadarıyla senin gibi birisinin kendisine olan ilgisini anlayamıyorsa, ya salaktır, ya da seni yedeğe alıyordur. Semih Şentürk olursan hadi neyse derim de, hesapta İlhan Parlak olmak da var be abi.

Öldürmeyen intihar dedi ki...

T&T

Abim zilyon tane kız ismi varken neden Ebru?Hayır öyle bir anlatmışsın ki hepsi birbirinin aynı diyeceğim.Fakat bundan daha acıklısını yazacağıma emin olabilirsin :)

Kaba şimşek

Acıma düşene sen vur bi' de üzerinde kaymağı olsun.

travis and tyler durden dedi ki...

Sevgili Öldürmeyen intihar,

Valla ölesine seçilmiş bir isim Ebru ehehhe Yaz da okuyalım o vakit : )