23 Temmuz 2008 Çarşamba

LASTİĞİ GEVŞEK AŞÖRTMEN...

Dışarıda kar yağıyordu, odam ise sanırım buzul çağıydı. Nefesimi havaya hohlayarak varlığımı kendime ispat ediyordum. Doğa ile mücadele etmek gibisi yoktu. Cenin pozisyonunda çırılçıplak sadece aşörtmenim üzerimde, odamın zeminindeki karoların üzerinde yatıyordum. İç çamaşırlarımı da çıkarmıştım. Aslında ilk başta aşörtmenim de yoktu üzerimde, hepsini çıkarmıştım ama çok üşümüştüm. O yüzden aşörtmenimi geri giymiştim. Halıyı toplayıp yatağın üzerine koymuştum. Yer buz gibiydi. Tam da istediğim gibiydi. Yatmıştım üzerine çünkü dinazorların soyunun tükendiği soğukluğu algılamaya çalışıyordum. Üreme uzuvlarımın büzüşüp nerdeyse kaybolması ile hak veriyordum soylarının tükenmesine. Ve o an bir deneme yapmaya karar verdim.




Maria Sharapovayı düşündüm. O sütün bacakları, o forhend de ayrı bekhend de ayrı çığlıklarını düşündüm. İşte o an hiç de o soğukluğa kavuşamadığımı anladım. Çünkü aniden aşörtmenimin önünde çadır kurulmuştu. Sharapovanın haykırışları çok garipti. Moralim bozulmuştu. İstesem üreyebilirdim şu an. Demek ki dinazorlar çok daha büyük bir soğuğa maruz kalmışlardı. Zavallılar… Ya da Maria o çağda yaşasa hiç bi dinazor tükenemezdi diye de düşündüm. Demek ki Maria dinazor gibi karı da dedim kendime. Dolayısıyla mutfağa gidip buzdolabından gündüzden hazırladığım buz torbalarını da ortama yaymam gerekecekti. Henüz yeterince soğuk değildi, o soğuğu yaşamak istiyordum.


Fakat tam bu sırada annem odaya daldı. Gözleri Luganonunkiler gibi olmuştu beni görünce. Sürekli anlamsızca bağırıp çağırıyordu. Önce pencereyi kapattı. Odama kar yağıyordu. Sonra komple kapattığım kalorifer peteğini açtı. “Oğlum sen delirdin mi? Zatürre olacaksın” dedi. “Anne dinazorlar zatürre olup ölmediler tamam mı? Soyları tükendi!” dedim. Titriyordum. O sırada babam girdi odaya. Babama da “Alberto Tomba nasıldı ama baba Calgary de ne kayardı be!!?” dedim dikkatini dağıtmak için. “Lan sen napıyon gene piç!!” dedi babam. Dikkati hiç dağılmamıştı. Annem babama ağlayarak “Oğlana bakarak ol demedim mi ben sana! Bi bakkala gittim şu olanlara bak ühühü” diye bağırırken, dikkatlerini dağıtmak için amuda kalkıp yürümeye başladım odanın içinde. Bir yandan da tersten odanın kapısının lokasyonunu tespit etmeye çalışıyordum. Annem ve babam “Oğlum in aşşa şimdi düşücen” diyerek üzerime gelmeye başlayınca aniden ayaklarım üzerinde doğrulup yanlarından dopingli Ben Johnson gibi koridora fırladım. Ordan da evin kapısını açıp dışarı kaçacaktım.

Koridoru tırıs giden atlar gibi tedirginlik göstermeden geçtikten sonra evin kapısına ulaşmıştım. Kapıyı açmak için ellerimi aşörtmenimden çektim. Kapıyı açtım fakat tam bu sıra lastiği gevşek aşörtmenim belimden sıyrılıp bileklerime indi. İç çamaşırlarım odadaydı. Dış kapının önünde “Çöpünüz var mı?” diyen kapıcı kızının çığlıkları Sharapovanın çığlıklarına karışırken beynimde, üreme organım ve ben doğa karşısında hükmümüzü sürüyorduk. İkimiz de ayakta titriyorduk farklı nedenlerden. Derhal aşörtmenimi üzerime çekip apartman merdivenlerine attım kendimi. Kapıcının kızı, ben ve babam çığlık çığlığa ardarda merdivenlerden aşşa koşuşturuyorduk. Hangimiz avdık? Hangimiz avcıydık bu hiç belli değildi. Gülümsedim. Resmen besin zinciri gibiydik. Tam da vahşi doğada olması gerektiği gibi diye düşünürken aşörtmenim yine bileğime indi ve merdivenlerden yuvarlanmaya başladım. Dünya karardı. Dünya kararmadan az önce “O laflar baş aşşa, götüne girsin dinazor daşşa” diye düşünüp gülümsediğimi hatırlıyorum belli belirsiz...

8 yorum:

mybraveface dedi ki...

sevgili t&t durden,

bu muhtesem hikayeyi yine bir solukta okudum. bir solukta okumak denen sey gercekmis meger. su an nefes nefeseyim. dogayla bir mucadele yaptim ve yendim. yaziin sayesinde.

yalniz bu asortmen serisinde kime selam caktiginizi, ya da saygi durusunda bulundugunuzu anlayamadim. ipucu verebilirseniz sevinirim.

yazinin sonundaki dinazorlarla ilgili kissadan hisse cok etkileyici bence.

saygilar

radioheadbanger dedi ki...

sdlkfjsdlksjdfsjdkfsldk olm öldürcen sen beni ya

huissi dedi ki...

mükemmele çok yakın bişi bu ama tam mükemmel olmadığı için kararsızım da aynı zaman da yine de köşedeki manifaturacıdan lastik aldığımı belirtmeliyim sepet salarsan balkondan şeederim annen diksin.
netameli günler dileyerekten.

travis and tyler durden dedi ki...

sevgili mybraveface,

tebrikler, doğa ile mücadele edip kazanmak herkese nasip olmaz.

sevgili radioheadbanger,

dostum seni bir gün öldüreceğim, emin ol kaljshdkjasdkjasd


sevgili huissi

bizim lastiğimiz bize yeter, gevşek felan ama bizim lastiğimiz ehehhe

teşekkürler : )

ShadoW dedi ki...

şu anda askerde olan bir dostum, eşofman kelimesini aynen böyle telaffuz ederdi. ve elbette kayıtsız kalamayıp biz de bir geyik konusu yapmıştık bunu.

-gökhan basket oynayacağız.
-tamam. aşortmenlerimi giyip geliyorum.

yıllar sonra bu söz öbeği bizim bayrağımız oldu.

şimdi onu çağrıştıran bir hikaye dizisi görmek beni eski günlere götürdü. yol parası da vermedim. beleşe gittim yani. tıpkı eski günlerdeki gibi. çok doğalmış bu. hakkaten.

travis and tyler durden dedi ki...

Sevgili shadow,

İyi yolculuklar, yine bekleriz

Saygılar,
t&t

bahtsız bedevi dedi ki...

Tasvirin çok iyi, gülüncümden altıma sıçmam için gereken tüm imge kurma malzemesi fazlasıyla var sende :)))

travis and tyler durden dedi ki...

Teşekkürler bahtsız bedevicim : )